Kilo ver etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kilo ver etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2016 Salı

Zayıflama Hikayesi 2


alkali diyet

Tekrar merhaba, 
Yazının 1. bölümü okumak için tıklayın

Bugün kilo vermek için çok bilinen tüyoları ve kendi uygulamalarım hakkında yazacağım. Kilo vermek isteyip de internette araştırma yapmayan yoktur sanırım. O yüzden muhtemelen yazacaklarımın hepsi zaten bildiğiniz şeyler olabilir. Ben o bilgilere kendi fikirlerimi de ekleyerek yazmak istiyorum.
  1. Günde en az 2 lt su için. Zayıflama konusunda en çok duyduğumuz, en önemli maddedir aslında. Sadece zayıflamak için değil, sağlıklı bir vücuda kavuşmak ve sağlıklı kalmak için yapmamız gereken şeydir aslında. Faydaları saymakla bitmiyor ama özetlemek gerekirse suyun yararlarından bazıları şu şekilde:
  • Hücreleri yeniler
  • DNA hasarını önler ve anormal DNA sayısını azaltır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Sindirime yardımcı olur ve metabolizmayı hızlandırır.
  • Akciğerlerdeki kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
  • Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
  • Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, ait ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
  • Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
  • Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
  • Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
  • Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
  • Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
  • Hamilelikte sabah bulantılarını azaltır.
Suyun faydaları

Bu liste daha epey uzuyor. Ben günde 3 lt su içiyorum eğer evdeysem. Dışarı çıktığımda biraz zor oluyor, tuvalet sorunu yaşamamak için daha az içmek durumunda kalıyorum.
Bunun yanında, çoğunlukla alkali içiyorum suyumu. Alkali su demek ph'ı yüksek su demek. onun faydalarına gelince;
  • Hücreleri nemlendirerek sivilce oluşumu ve diğer hastalıkların oluşma riskini ortadan kaldırır.
  • Vücutta bulunan yağ hücrelerini parçalayarak zayıflamanıza yardımcı olur.
  • Romatizma hastalıklarına karşı etkilidir.
  • Kronik hastalıkların baş göstermesini engeller.
  • Yaşlanmayı geciktirerek cilt sorunlarının oluşmasını engeller.
  • Suyun oksijen seviyesini yükselterek su ihtiyacınızı daha verimli karşılar.
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirir hastalıklara karşı korur.
  • Antioksidan etkisiyle zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur.
  • Vücudun PH dengesini korumasında yardımcıdır.
  • Vücudun biyoelektrik dengesini koruyarak zindelik sağlar.

Kilo verme konusunda su içmek en önemli şey fakat özellikle alkali su içmek bence kesinlikle yapılması gerekenlerden. Suyu alkali yapmak da oldukça basit. Eczaneden İngiliz karbonatı alıyoruz. 2 lt suya 1 silme çay kaşığı ekliyoruz. iyice karıştırıyoruz. Suyumuz içmeye hazır. İlk başlarda tadı biraz tuhaf gelebilir ama 2 günden sonra alışıyorsunuz. Ender Saraç da öneriyor alkali suyu. Yani şüpheniz olmasın sağlıklı olup olmadığı konusunda.


egzersiz ve zayıflama

2.Egzersiz yapın. Zayıflamak için yapılması gerekenler listesindeki diğer bir önemli madde ise aktif olmak. İster yürüyün ister koşun, ister bisiklete binin. Hareket ettiğiniz sürece ne yaptığınız pek de önemli değil, yeter ki oturmayın. Oturduğunuzda yaktığınız kalori miktarı  ile ayakta durduğunuzda yaktığınız kalori bile birbirinden farklıysa, egzersiz yaptığınızda yaptığınız kalori miktarının ne gibi etkileri olur bir düşünün. Hareket halinde olmanın, egzersiz yapmanın metabolizma hızı üzerinde çok ciddi bir etkisi var. Hareketsizlik de kilo almanın en önemli faktörü. 

Peki bu metabolizma hızı neden önemli? Öncelikle bazal metabolizma denilen bir şey var. Bazal metabolizma hızı sizin hiçbir aktivite yapmıyorken, oturduğunuz yerden yaktığınız kaloridir. Bu hızın artması veya azalması yaşam tarzımıza göre değişkenlik gösterir. Gün içinde yaptığınız egzersiz metabolizmanızı ateşler ve egzersiz yapmadığınız saatlerde de normalde olduğundan daha fazla kalori yakmanızı sağlar. Kalori yakmak demek de kilo vermek demek :) Bir önceki maddede de bahsettim, su içmek de hızlandırıyor metabolizmayı unutmak yok:)



3. Yoğurt yiyin. Yoğurt da diğer süt ürünleri de diyet listelerinin vazgeçilmezinden. Fakat artık eskiden bilindiği gibi yağsız süt, yoğurt, peynir değil, orta veya tam yağlı tercih ediyorum ben süt ürünlerini. Yapılan araştırmalarda yağsız olanlara nazaran, tam yağlı olanların zayıflamaya daha çok faydası olduğu bulundu. Ben günde 1 kase yoğurt yiyorum. Kilo vermenin söz konusu olmadığı zamanlarda da sağlıklı olduğu için yerdim. 

4. Elma yiyin. Suyu yazdığım gibi elmanın faydalarını da uzun uzun yazıp sizi sıkmayacağım ama tam bir vitamin deposu. Zayıflamak için de günde 1 elma öneriliyor. Sabah aç karınla, kefirin yanında tercih ediyorum ben genelde. İçerdiği liflerle de sindirim sorunu yaşayanlara ilaç gibi.


Günde 1 elma

5.Sabahları limonlu/sirkeli su için. Bunu da çok duyuyorum. Limonlu zaten haftada 3-4 kez içerim sabah aç karınla ama sirkeli suyu ben içemiyorum fakat bu yöntemi uygulayıp faydasını gördüğünü söyleyenler mevcut.

6.Porsiyonları küçültün. Bu da hemen her yerde karşımıza çıkan bir zayıflama şartı fakat tam manasıyla katıldığımı söyleyemem. En azından bana uygun değil. Porsiyonumu küçülttüğüm zaman yemekte ne yersem yiyeyim yarım saat sonra kendimi ekmek arası hazırlarken buluyorum ben. Daha kötü oluyor. Bence ne kadar yediğinizin değil, ne yediğinizin önemi var. Bu konuya daha sonra geleceğim. 

7. Ara öğün yapın/ sık sık yiyin. Diyetisyenlerin neredeyse hepsinin önerdiği bir şey bu. Ben bunu da tam anlamıyla doğru bulmuyorum. Sadece ben değil Karatay, taş devri ve katojenik diyete göre de yarardan çok zarar getiriyor aslında sık yemek. İbn-i Sina'nın da bir sözü vardır. "2 öğün sağlık, 3 öğün hastalık" Neden mi? Sık sık yemek mideyi, karaciğeri yorar. Sık yemek fazla insülin hormonu demek, insülin hormonu da yağ depolanması, şeker demek. Bu hormonun zıttı şekilde çalışan ve yağları yakan bir hormon daha var, Leptin hormonu o da. Sık yemek yendiği, ara öğün yapıldığı takdirde sürekli insülün salgılandığı için leptin salgılanmıyor. Leptinin salgılanması için midenin bir süre boş kalması gerekiyor yani. Öğünler arasına en az 4 saat koyulmalı. Aslında sabah kahvaltıyı sağlıklı bir şekilde ekmeksiz, şekersiz yaptığınız zaman, en erken 4 saat sonra acıkıyorsunuz. Ekmek ve tatlı yediğinizde ise acıkma süreniz yarıya iniyor neredeyse. 

3 Ara 3 ana öğün yapanlar zayıflamıyor mu? veya zayıflayamaz mı? Tabi ki zayıflayabilir. Eğer tükettiği kaloriyi hesaplıyorsa öğünlerdeki kalori miktarını azaltarak bu mümkün. Zaten 3 ara öğünlü beslenme listesi hazırlayan diyetisyenler her zaman günlük kaloriyi hesaplar. Patates yediysen ekmek yeme o gün vs diyerek dengeler kaloriyi. Ayrıca Her bünye farklıdır, herkesin metabolizması farklı çalışır. Yani herkesin popisi kendine :) Kimi dayanamaz 4 saat, uygun değildir ara öğün yapmamak kendisine. Yalnız sık acıkmak pek iyi şeylerin belirtisi değil maalesef, insülin direncinin belirtisi olabilir. 


sağlıklı beslenme

Zayıflamak için yapılması en çok söylenen ve benim yaptıklarım şeyler bunlar. En azından benim aklıma gelen bu kadar:) 

Öğünlerime gelince, kedilifitgunluk isimli bir Instagram hesabım var. Orada diyet ve sağlıklı beslenme ile ilgili paylaşımlar yapıyorum. Takip edebilirsiniz. Ağırlıklı olarak "lowcarbhighfat" yani "düşük karbonhidrat, yüksek yağ" şeklinde besleniyorum. Protein de temel besin kaynağım gibi bir şey. Her gün yarım avokado, 2 yumurta ve yoğurt mutlaka yiyorum. Ayrıca 400ml evde kendim mayaladığım kefirden içiyorum sabah aç karınla. Sindirim sistemimi rahatlatan tek şey o gibi. Günü kefirsiz geçirdiğimde şişkinlik problemim artıyor. Kefirin diğer faydaları başlı başına bir yazı konusu. O yüzden bugün o konuya girmeyeceğim, istek olursa başka bir gün.

Saat 18:30 dan sonra yemek yememek de uyguladığım bir yöntem. Diyetisyen tavsiyesi ile akşam 9 da meyve ile ara öğün yapan kişiler var, belki onlar doğru buluyor ama ben o saatte sadece meyve değil, başka herhangi katı bir yiyeceği tüketmeyi pek sağlıklı bulmuyorum açıkçası. Meyveyi gündüz tüketmek daha sağlıklı geliyor bana. Tabi yine herkesin popisi kendine :) Ben burada kendi bünyeme göre konuşuyorum:)

Ben 29 Ocak'a kadar ekmeksiz, tatlısız devam edip 54'lü rakamları görmeyi hedefliyorum şuan tartıda. 54.9 a bile tazıyım:) Dün sabah tartı 56.6 idi. Akşam 6 km yürüyüş yaptım, öğünlerin hiçbirinde un ve şeker yoktu. 6.30 dan sonra bir şey yemedim, sadece su, çay kahve. Bu sabahın tartısı 56.1 yani dünden bugüne fark  -500gr. oldu. Ödemler hızlı gittiği için bir günde 500gr fark normal, fakat ödemler gittikten sonra bu kadar hızlı olmayacak:) 

Gelişmelerle yarın görüşmek üzere, esen kalın, kaçamak yapmayın:)











25 Ocak 2016 Pazartesi

Zayıflama Hikayesi


zayıflama
Özellikle biz kadınlar kilo vermek veya formda kalmak için her türlü yola başvururuz. Fakat öyle güzel hamur işlerimiz, tatlılarımız, kızartmalarımız var ki, irademizi uzun süre korumak zor gelir. Sonunda sabrımız tükenir, ya şok diyetlere başvururuz ya da durumu kabullenir, vazgeçeriz. Sebebi de şok diyetler genelde hüsranla biter, kıtlıktan çıkmış gibi yemeğe saldırırız sonrasında ve kısa sürede giden 2 kilo da aynı kısa sürede geri gelir belki fazlasıyla. Sağlıklı beslenmeyi ise benimsemek zaman ister, o süre içinde de yorulur, irademiz kırılır ve vazgeçeriz. Ben de 25 yaşına kadar hayatında diyet yapmamış biri olarak son 5 senede aldığım fazla birkaç kiloyu vermekte epey zorlandım. 2 senedir epey bir çaba içerisindeyim. Sürekli vazgeçme ve yarıda bırakmalar yüzünden bir türlü eski pantolonlarımı giyinemediğim için yaptıklarımı ve yapacaklarımı yazma kararı aldım. Belki bu sefer hedefe ulaşmadan salmam kendimi:)


Ömer'le tanıştığımda 36 beden esnemeyen kot pantolon giyiniyordum ve o yaşa kadar hiç diyet yapmamıştım. Hani yiyip yiyip kilo almayan ve diğer tüm kadınların sinirlerini bozan tipler vardır ya, ben tam olarak öyleydim. Yediklerine dikkat etmek, kilo aldıran yiyeceklerden sakınmak falan yoktu yaşam tarzımda. Acıktıysam saatin hiçbir önemi yoktu benim için. Gece yarısı da olsa kalkar patates kızartır, yarım ekmek arası yapıp ketçap mayonezle bir güzel yerdim. Bir kerede koca bir yaş pastanın yarısını indirirdim mideye. Bir de ben 12 yaşımdayken annemle babam börek salonu açmışlardı. Konsept biraz değişse de hep gıda işi yaptılar ve hep hamur vardı işin içinde:) Ben de tam bir hamur işi bağımlısı olarak günde 3 öğün poğaça, börek yedim 25 yaşıma kadar. Neden mi 3 öğün? Esnaf oldukları için uzun saatler çalıştıklarından akşam evde yemek yapmak yerine börek yer öyle giderdik eve. E kahvaltı ve öğle yemekleri de oradan. Daha ne olsun?

alkali diyet

Buna rağmen hayatımın her dönemimde hep "çok zayıfsın, fiziğin ne kadar güzel, inceciksin iltifatları" aldım. Aslında hiçbir zaman çok ince olmadım. Hep 36 bedendim ama vücut yapım kemikli değil, daha çok etlidir. Bacaklarım çok ince olmadı hiç ama hep ideal ölçülerdeydi. İç bacak sorunu diye bir şeyden haberim yoktu. Kilo alma ve vücut yapısı konusunda tamamen anneme benziyorum. O da seneler önce geçirdiği ameliyata kadar yeme konusunda benim kadar rahat olmasına rağmen kilo almazdı. Sonrasında ilaçlar tedavi süreci falan aldı kilo, hala devam ediyor ilaç kullanmaya ve artık kilo vermedi imkansıza yakın. 15-20 kilo kadar fazlası var. Her neyse konumuza dönelim.

Kilo almıyordum fakat kilo almıyorum diye hayatım boyunca hiç spor yapmadığımı zannetmeyin. Lisede okulun step grubundaydım. Sene sonuna yakın kuruldu grup ve yalnızca birkaç ay devam etti, zaten son sınıftık. O zamanlar Büyükçekmece'de yaşıyorduk ve bilen bilir, güzel bir sahili vardır oranın. Liseden mezun olduğum 2003 yazında bisikletsiz evden çıkmaz oldum. Öğlen evden bisikletle çıkar, akşam 11 gibi dönerdim eve. Tüm o saatler boyunca akşam arkadaşlar toplanana kadar sahilde, ara sokak ve caddelerde, kısacası Büyükçekmece'nin her yerinde bisikletle dolaşır, akşam arkadaşlar gelince kumsalda voleybol oynar, hava kararınca da yarım saat kadar yüzer öyle giderdim eve. Tüm günüm hareketli geçerdi. Sonraki seneler öyle olmadı tabi. Daha az aktiftim fakat yeme konusunda aynı rahatlık vardı yine. Demek ki spordan değildi kilo alışım. 2009 da taşındık Başakşehir'e ve tüm hayatım değişti.

zayıflama

Taşındıktan 2 sene sonra Ömer'le tanıştım. Kışın tanıştığımız için havanın soğuğundan evde takılırdık her akşam. Tabi her akşam film izlediğimiz için öncesinde markete gider 6 paket (3 bana, 3 Ömer'e) çerezza patlamış mısır, yanına 1 büyük paket cips (o ara barbekü soslu fritos favorimdi) alırdık. Bu arada filme başlamadan akşam yemeği olarak ya dürüm çiğköfte alır ya da yarımşar ekmek tost yapar yerdik. Evde yemek pişirmeme alışkanlığı uzun yıllardır vardır. Hala yemek yapmaz annem, iş yerinde yer öyle giderler eve. Film bitmeden zulamız biter diye korktuğumuzdan yanına yedek bir şeyler de aldığımız olurdu marketten. Kısa süre sonra ben üniversiteye başladım. Hazırlık sınıfının ilk yarısında "ne kadar incesin" sözünü duymuşluğum vardı. Fakat ikinci döneme geldiğimizde alaylı bir tonda "bu ara çok incesin"e döndü o söz. Ne olmuştu? Neden fark etmedim? Veya neden rahatsız olmadım hiç? Tayt ve tunik rahat olduğu için o ara hep öyle giyiniyordum. Sonra bir baktım okul başında giyindiğim pantolonlar kalçadan geçmiyor. Zayıf hallerimde 52-53 kilo civarıydım. Tartılma gibi bir alışkanlığım olmadığı için kilo aldığım zamanlarda da tartılmak aklıma gelmedi. Fakat şimdiki halime bakarak o zamanlar 65'i görmüş olabileceğimi düşünüyorum.
Sonra kendiliğinden gitti o kilolar. Yaz geldi, okul tatile girdi. Havalar ısınınca evde oturup film izlemeler azalıp bitmeye başlayınca abur cuburlar da yenmemeye başladı. Diyet hiç yapmadığım için aklıma gelen bir seçenek olmadı. Ancak yazın sıcağında evde oturmak yerine dışarı çıkmamızla abur cubur yememem bile yetmişti. Yaz sonunda okul yeniden başladığında pantolonlarıma girmeye başlamıştım. Hiç spor veya diyet yapmadan hem de. Okulda farkı görenler nasıl o kadar zayıfladığımı sormuştu hatta. Ama özel bir çaba ve dikkatle gitmediği için her an geri gelebilirdi kilolar. Nitekim geldi de. Bir önceki sene kadar olmasa da yeniden kilo aldım çünkü abur cubur olmadan yaşayamaz hale gelmiştim o kış. Cips yemeden oturup bir şeyler izleyince ağlamaklı olacak kadar mutsuz hissediyordum kendimi. Markete çıkıp alıyordum yine. O kış da kilo aldım. Yazın birazı yine gitti ama tamamı değil.

sağlıklı beslenme

Bir sonraki yıl, yani okulun son senesinde evlenmeye karar verdik. Bizim evlenme hazırlıkların başlamasıyla nikah günümüz arasında 1.5 ay var. O kadar kısa bir sürede, yaşamak istediğimiz semti seçmek, ev tutup eşya işini halletmek durumunda kaldık. Koşturmaktan ikimiz de ciddi anlamda zayıflamıştık zaten ama sonrasında yine evde oturup film izlemekten yeniden kilo almaya başladım. Bu sefer şansa bırakmak istemedim ve diyet, sağlıklı beslenme, spor falan ilgi alanlarım arasında birinci sıraya yükseldi. Sürekli okudum, araştırdım, spor ve diyet yapanları gözlemleyip kafamda yapılan doğru ve yanlışları tartmaya başladım. Onlarca yöntem ve diyet vardı. Hala da öyle. Her kafadan bir ses çıkıyor. Biri "ekmeksiz diyet olmaz" derken diğeri "ekmeğe dokunmayın, yerine ceviz, badem ve baklagillerden, tahıllardan yiyin" diyordu. Kimi "yağ kötüdür" derken ""kimi "karbonhidrattan uzak durun" diyordu.  Bir de sosyal medyada, birkaç diyetle 10 kilo verip diyetisyen/yaşam koçu kesilenler var ki sormayın.

Bir doktor bana çok uzun süre ve fazla abur cubur yediğim için metabolizmamın dengesi bozulduğu için kilo almaya başladığımı, o alışkanlığımı bırakıp biraz daha hareketli bir hayat yaşamaya başlarsam metabolizmamın eski haline döneceğini söylemişti. Abur cuburu bırakmaya çalışırken bir yandan da deneme yanılma yöntemi ile kendi vücudumu, metabolizmamı tartmaya, tanımaya başladım. Ekmeksiz yaşayamam derdim hep. Hala da zorlanırım o ayrı, hafta sonları kahvaltıda veya dışarıda yemek yerken ekmeksiz cidden zorluyor beni. Ancak geçen sene 1 ay hiç hamur işi (ekmek dahil), tatlı ve kızartma yemedim.  O sürede az çok anladım karbonhidratın bana aslında rahatsızlık verdiğini. Nohut hariç baklagili zaten sevmem. O bir ayda spor da yaptım. 4 kilo verdim o ay fakat ilginçtir ki 4 kilodan daha büyük farklar oldu bende. Selülitler neredeyse tamamen kayboldu, yanlarda simit denen bir şey kalmadı, ciddi orada sıkılaştım ve ayrıca cildimde de çok ciddi farklar oldu. Hedefe belki 2 hafta kalmıştı fakat tam o sıra tatile çıktık ne sağlıklı beslenme kaldı ne spor. Tatilin ilk 2 günü koşmaya devam ettik fakat rahat daha cazip geldi. Bir kere bırakınca bir daha da adapte olamadım. Şimdi keşke devam etseymişim koşmaya diyorum.

diyet

Onlarca kez diyete ve spora başlayıp başlayıp bıraktım. Kilo olarak tartıda çok gelmiyorum ve beni görenler fazlan yok ki senin derler genelde fakat eski halimi bilmiyorlar ve selülitler aldı başını gidiyor. Yağ oranım yüksek. Benim için önemli olan yağ oranımın düşmesi. Bahsettiğim 1 ay hariç hedefe pek de yaklaşamadım. Bugün itibariyle yeni bir başlangıç yapıyorum. Kendimi çok sıkmak istemiyorum hemen bıkmamak için fakat belli kurallar koyuyorum artık. Listemi yapmaya başladım, bir kısmı tamam. Bu konuyu bir yazı dizisi şeklinde sürdürmek istiyorum yoksa sayfalarca yazı olacak, tek seferde okuması epey sıkıntı olur. Yarınki yazımda, yukarıda bahsettiğim 1 ayda neler yaptım, şubat ayına kadar nasıl bir yol izleyeceğim onu anlatacağım önce. Sonra doğru ve yanlış bulduğum diyetler hakkında biraz bilgi vereceğim sırasıyla.

Bu arada listemdeki maddelerden biri bugünden itibaren düzenli olarak yürüyüşe başlıyorum. Günde 6km, benim 1 saatimi alıyor. Bu akşam yemeğinden önce çıkacağım. Saat 17.00 gibi. Bana katılmak isteyen olursa günde 6km yürüyüşünü yapsın. Belli aralıklarla kendimizde gözlemlediğimiz değişimleri yorumlar kısmında paylaşabiliriz, çok da motive edici olur:)

Son olarak bu sabah tartı 56.6 idi, gün gün paylaşacağım:)

Şimdilik hoşça kalın.

Not: Diğer yazılarda da bu yazıda da paylaştığım fotoğrafların tümü bana aittir.

Devamını okumak için tıklayın


blogumun adını neden değiştirdim?

Anladım ki insana tek bir kimlik yetmiyor. Belki de bu yüzden arttı son zamanlarda profillerdeki kocasının prensesi, paşasının annesi(!) ib...