Blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2017 Cuma

Ek Gıda Sorununu Çözdüm a Dostlar 😉

Bugün yavrusu yemek yemeyen annelere yardımcı olabileceğini düşündüğüm, kendi yaşadığım birkaç şeyi paylaşmak istiyorum. Daha önce birçok kez Güneş'in yemek yeme videolarını paylaştım ve süreç nasıl gidiyor anlattım kısaca instagram hesabımda. Bilmeyenler için özetle; 9 ay 23 günlük bir kızım var ve imkansız kaşıkla birşey yediremiyorum. Ilk günler güzel güzel püreler yaptım ama ağzını sıkı sıkı kapatıp kafasını çeviriyordu. Yememe konusunda inatçı olunca doktorumuza danıştım ve kilo alımı normal olduğu için onun da onayı ile biz de 8. Aya sarkıttık katı gıdayı ama ara ara yine tattırmaya devam ettim hiç ısrarcı olmadan umursamaz bir tavırla:) Malum zorla yedirmek de çocuğun zaten olmayan yeme isteğine pek bir katkı sağlamıyor. Hatta ters tepiyor.
Tabi her anne gibi ben de yemek yemeyi sevsin ve yemek seçmesin istedim. O yüzden blw yöntemi uyguladım. Yemeğe dokunsun, tanısın. Kendi iradesi ile tatsın. Tadını sevmeyecekse bile ağzına ben sokuşturuyor olmayayım, o sevmeyeceği şeyi de kendi yemiş olsun. Bence bu çok önemli yemeklere karşı ön yargılı olmaması konusunda. Finger food (parmak gıda) dedikleri parmak kalınlığında kesilip haşlanmış sebzeler ile başladık. Pek sevmedi tabi mıncıklayıp sağa sola attı hatta saçına başına sürdü ilk günler. Ama 5-10 denemeden sonra illaki ucundan da olsa birkaç saniyeliğine ağzına götürdü ve bu da farklı tatlara alışması için yeterli. Her fırsatta eline bir şeyler verdim. Bazı günler ağzına götürmedi bile, burada önemli olan sabırlı olmak. Yere serdim bi çöp poşeti, sonrasında temizlemesi de kolay oldu:) Karşısına oturup yemesi için beklediğimde de durum bekledigim gibi olmadi. Ben de karşısına oturup ona göstere göstere yediğim zaman durum değişti. Mesela geçen eline brokoli vermiştim. Parçalayıp yere attı. Ikıncı parçayı verdiğimde babası ile birlikte "bak kızım bunu yiyoruz biz, aa çok lezzetli hmmm" gibi anlatarak yedik karşısında. Birkaç dakika sonra o da ağzına götürdü. Dediğim gibi ilk seferde sevmesini beklemiyorum, tatlara alışmaları zaman alıyor.
Özellikle ilk haftalarda sofrada epey uzun zaman geçirmemiz gerekti. Ilk 15-20 dakikasını mıncıklayıp yere atmakla geçiriyordu, öyle yemeyecek anlaşılan bu deyip önünden almadım. 2 lokma bişey yemesi için 45 dk bekledigim oluyordu. Bol sabır yani:) ama zaten annelik sabretmekten ibaret bişey gibi değil mi?:) Şimdi eline verdiğim şeyi yemesi gerektiğini öğrendi ve alır almaz ağzına götürüyor. Hâlâ beğenmediği ve tadına baktıktan sonra yere attığı şeyler var tabi. Ama o sevmediği şeyleri birkaç gün ara ile yeniden eline veriyorum.
Mesela bazı sebzeleri soğan ve sarımsak ile haşlıyorum ki biraz tatlari olsun:) Bebeğimden kendim bile yemeyeceğim şeyleri yemesini beklemedim, tamam sağlıklı ama haksızlık bence. Kendimize yaptığımız yemeklere tuzu çok az koyarak ve baharat eklemeden pişirdim (doktorumuzun onayı ile) ve bebeğime de o yemekten verdim. Kaşıkla yemeyi kabul etmediği için yoğurt yediremiyorum onun yerine evde kendim mayaladığım kefiri veriyorum bardak ile. Zaten kefir yoğurttan çok daha iyi bir prebiyotik. Ilk 1 hafta dudağını değdirip çekti, sonraki 1 hafta 10 gün 1 yudum aldı bıraktı. Şimdi yarım çay bardağı içiyor.
Ek gıdaya geçiş cidden zor bir süreç, anne için çok stresli ve sabır istiyor. Ama tıpkı lohusalık, gaz sıkıntısı, büyüme atakları ve diş çıkarma gibi bu dönem de geçiyor sevgili anne:)  #huggiesannesiyim  #sarılmanınmucizesi

işte yemek videolarımızdan biri :) >> izlemek için tıklayın


14 Aralık 2016 Çarşamba

Güneşli Günler Diliyorum Tüm Çocuklara

Son günlerim olmasına rağmen fotoğraf çekmiyorum bir süredir. Malum dünya b.k çukuru olmuş. Öyle kötü şeyler oluyor ki insan anne olmanın sevincini bile yaşayamıyor. Resmen utanıyor mutlu olmaya. Oysa nasıl eşsiz bir heyecan yaşıyoruz tarifi yok. Bugün buradan çok sevgili bir anne adayı özetle dedi ki; neler hissettigini anlıyorum fakat bugünlerin telafisi yok, dünyada kötü şeyler oluyor evet, lakin yüzümüzü gülümsetecek sebeplere, umuda çok ihtiyacımız var. Gülümse ve bol bol fotoğraf çek. Onca kötü haberin arasında fotoğraflarını görünce gülümseyeceğime eminim🌸 Ben de öyle yaptım. Biz anne adaylarının hayatı durma noktasına getirmek gibi bir şansı yok. Biz ne hissediyorsak onlar da aynısını hissediyor. Biz mutsuz onlar mutsuz, biz mutlu onlar mutlu... Hem biz mutsuz olursak nasıl mutlu bir bireyler yetiştirebiliriz ki? Bir de biz umutsuz olursak onlar için umut dolu bir dünyanın hayalini nasıl kurabiliriz ki? Güneşli günler diliyorum tüm çocuklarımıza.
hamilelik

Bu da 38+5 ten bir selam olsun size🙋

https://www.instagram.com/novoluni/

25 Ağustos 2016 Perşembe

Ekincik Hikayesi

Ekincik
Biraz geç olsa da sonunda kendimde Ekincik tatilini yazma gücü buldum. Ekincik diyorum ama aslında yalnızca konaklamayı Ekincikte yaptık. Ekincik Köyceğiz'e bağlı küçük bir köy. Köyceğiz'den sonra dağların arasından 35 km yol giderek ulaşabiliyorsunuz. Oldukça ıssız anlayacağınız. Bu kadar ıssız bir yer tercih etmemizin sebebi ise, bizim gibi tatili bayramda yapmak durumunda kalanların da çok iyi bildiği gibi tüm tatil beldelerinin o tarihlerde fazlasıyla kalabalık olmasıydı. Öyle ki konaklama için rezervasyonu 1 ay öncesinden yapmamıza rağmen birçok yerde çoktan tüm odalar doluydu, Ekincik de dahil. Fakat ne kadar dolu olursa olsun zaten sadece birkaç konaklama yeri var, hepsi dolu olsa da yine de rahatsız edici bir kalabalığı olamaz diye düşündük. Haklı da çıktık:) Ekincik öyle ıssız, kendi halinde bir köy ki yazın toplu taşıma olarak sabah 1 vasıta geliyor akşam da dönüyormuş. Aracınız yoksa başka türlü ulaşmanız mümkün değil. Kışın ise daha kötü. Dağ yolu kapandığı için o sabah gelip akşam dönen araç da olmuyormuş. Dünyadan izole gibi. Sakin tatil sevenler için iyi ama şehir hayatına alışık insanların öyle bir yerde yaşaması pek mümkün değil gibi. 


Köyceğiz

Sağ üstte Ekincik koyu var, bölge olarak nerelere yakın görebilirsiniz. Biz fiyat avantajı ve lüks aramadığımız için pansiyonda konakladık. Bu sevimli haritayı da oradan aldık.  İsmi Onuncuköy Pansiyon. Pansiyon hakkında detaylı bilgiyi yazının sonunda vereceğim. 


Tatilin ilk günü Ekincik Koyundan kalkan ufak teknelerle düzenlenen bir tura katıldık. Pek iyi bir tur değildi fakat güzel yerler gördük. Koca bir günü daha güzel değerlendirebilir miydik? Kesinlikle evet! Tekne önce koyun hemen açıklarındaki mağaralara gitti ve bence o günün görülmeye değer tek enn güzel yanıydı. İşte oradan iki fotoğraf:


Ekincik Mağaraları
Ekincik Mağaraları


Sonrasında meşhur İztuzu Plajına gittik fakat daha önce Ets ile katıldığımız Likya turda da Hikayesi için: gitmiştik o plaja. O yüzden gitmesek de olurdu zira metrelerce açığa gitmenize rağmen suyun hala dizlerimde olduğu bir denizde yüzmekten keyif alıyorum. Sığ deniz sevenler için ise tabiki harika bir plaj. İztuzundan sonra çamur banyosuna gittik, bolca çamurlanıp pürüzsüz fakat leş gibi kokan bir ciltle fakat  pansiyona döndük:)


Ertesi gün Pansiyon işletmecilerimizin tavsiyesine uyarak sevimli haritadan yerini görebileceğiniz Yuvarlakçay'a gittik. İyi ki de gitmişiz. Buz gibi bir suyu var. 6 derece olduğu söyleniyor ama ölçmedik tabiki. Soğuk suda yüzmek isteyenler yüzebiliyor. Biz de yüzdük:) Doğası da muhteşem.  Kendi gözlerinizle görün buyrun: 



Video yüklenmezse veya çalışmazsa diye link paylaşacağım. Buyrun:










Aslında burayla ilgili söyleyebileceğim çok da fazla bir şey yok fakat kesinlikle görülmesi gereken yerler arasında benim için. Muğla'ya bir daha gidersem Yuvarlakçay'a uğramadan dönmem. 

Ertesi gün de yine pansiyon işletmecilerimizin tavsiyesine uyarak Toparlar Şelalesine gittik. Ne güzel yerler varmış da ismini bile duymamışız meğer. 







Şelalede (kendimce) çılgınca bir şey yaptım. Uzun olduğu için yükleyemedim, onun yerine link koydum:

Video

Video 2


Ertesi gün Marmaris'e gittik tekne turu araştırmak için. biraz turladık fakat beğenmedim pek. Tatilde şehir merkezi gezmeleri bana göre değilmiş. O gün de boşa gitti gibi oldu. Ekincige dönüp sakin denizinde yüzdük.

Çok iyi at bindiğimi söylemiş miydim? Şaka şaka:) Tekne uruna katılmadık fakat at safariye katıldık. 1.5 saat diyorlar fakat 50 dk civarı sürüyor. Çoook keyifli, üstelik ata binme konusunda tecrübeli olmak da gerekmiyor. Orta hızla koşturuyorlar bile atı, sadece düz yolda gitmiyorsunuz. Suyun içinden falan geçiriyorlar. Gayet keyifli. Böyle aktiviteleri seviyorsanız tavsiye etmeme bile gerek yoktur sanırım:)







Sondan bir önceki gün Akyaka'ya gittik. Akbük koyuna. Kesinlikle şimdiye kadar girdiğim denizler içinde ilk 5'in içinde. En çok o gün yüzdük. Doya doya yüzdük sözde ama doyamadık. Fazladan 1 günümüz daha olsa yine Aynı yere gidip yüzerdik. Bayram dolayısı ile çok kalabalık olmasına rağmen şezlong bile bulamadık ama yine de tabiri caizse tadından yenmedi o gün. Denizden sonra Akyaka'da bir tur attık ve hayatımızı nerede geçirmek istediğimize, veya en azından ilerde emekli hayatı için İstanbul'dan ayrılırsak nereye gideceğimizi biliyoruz artık:) 

Akyaka hakkında uzun uzun yazmayı düşünüyordum sokaklarını gezerken fakat zaten hakkında birçok yazı yazıldığını fark ettim ve vazgeçtim. 

Son olarak kaldığımız pansiyondan bahsedip yazımı bitireceğim. Onuncuköy Pansiyon ismi. Verdikleri fiyatın içinde sabah kahvaltısı ve akşam yemeği var. Sabah kahvaltı açık büfe ama 30 çeşit, size çatlayana kadar yediren bir açık büfe değil. Gayet güzel doyuyorsunuz fakat dediğim gibi lüks arayanlara göre değil. Akşam yemeği ise tam bir efsane! 



Her akşam 4 farklı çeşit, birbirinden lezzetli meze geliyor, 1 tabak da salata. Mezeler bizi her akşam mest etti doğrusu. Sare ve Iraz hanımın ellerine sağlık, sohbetlerinin de yemeklerinin de tadı hala damaklarımızda doğrusu. Ben bunlarla doymam ki demeyin çünkü asıl yemek Gürbüz Bey'in bahçede gözünüzün önünde mangalda pişirip getirdiği balık, köfte veya tavuk oluyor. Tercihinizi her sabah kahvaltıdan sonra belirtiyorsunuz, ona göre pişiriliyor. Zevkle seçilmiş şarkılar eşliğinde sabah kahvaltısı ve akşam yemeği de tatilimizi unutulmaz kılan ayrıntılardan biriydi.

Son olarak, Ekincik'te oldukça fazla arı var çünkü arıcılık yapılmakta. Oraya gider ve yemek yerken arılar sizi rahatsız etsin istemiyorsanız önce sizin onları rahatsız etmemeniz gerekiyor. Nasıl mı?
 işte böyle: 

video

Bu arılar etçil olduğu için özellikle balık yediğinizde masaya gelir ve tepenizden ayrılmazlar, ta ki tabağınıza konup bir parça koparıp gidene kadar :) Yani çok basit. Yemeğinizi onlarla paylaşırsanız rahatsız edilmezsiniz:) 

Bonus: 

Ben bu tatil sırasında 16 haftalık hamileydim, 16. hafta fotoğrafları için güzel bir manzaramız oldu:)

Sağlıcakla kalın:)









blogumun adını neden değiştirdim?

Anladım ki insana tek bir kimlik yetmiyor. Belki de bu yüzden arttı son zamanlarda profillerdeki kocasının prensesi, paşasının annesi(!) ib...