Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2016 Perşembe

Ekincik Hikayesi

Ekincik
Biraz geç olsa da sonunda kendimde Ekincik tatilini yazma gücü buldum. Ekincik diyorum ama aslında yalnızca konaklamayı Ekincikte yaptık. Ekincik Köyceğiz'e bağlı küçük bir köy. Köyceğiz'den sonra dağların arasından 35 km yol giderek ulaşabiliyorsunuz. Oldukça ıssız anlayacağınız. Bu kadar ıssız bir yer tercih etmemizin sebebi ise, bizim gibi tatili bayramda yapmak durumunda kalanların da çok iyi bildiği gibi tüm tatil beldelerinin o tarihlerde fazlasıyla kalabalık olmasıydı. Öyle ki konaklama için rezervasyonu 1 ay öncesinden yapmamıza rağmen birçok yerde çoktan tüm odalar doluydu, Ekincik de dahil. Fakat ne kadar dolu olursa olsun zaten sadece birkaç konaklama yeri var, hepsi dolu olsa da yine de rahatsız edici bir kalabalığı olamaz diye düşündük. Haklı da çıktık:) Ekincik öyle ıssız, kendi halinde bir köy ki yazın toplu taşıma olarak sabah 1 vasıta geliyor akşam da dönüyormuş. Aracınız yoksa başka türlü ulaşmanız mümkün değil. Kışın ise daha kötü. Dağ yolu kapandığı için o sabah gelip akşam dönen araç da olmuyormuş. Dünyadan izole gibi. Sakin tatil sevenler için iyi ama şehir hayatına alışık insanların öyle bir yerde yaşaması pek mümkün değil gibi. 


Köyceğiz

Sağ üstte Ekincik koyu var, bölge olarak nerelere yakın görebilirsiniz. Biz fiyat avantajı ve lüks aramadığımız için pansiyonda konakladık. Bu sevimli haritayı da oradan aldık.  İsmi Onuncuköy Pansiyon. Pansiyon hakkında detaylı bilgiyi yazının sonunda vereceğim. 


Tatilin ilk günü Ekincik Koyundan kalkan ufak teknelerle düzenlenen bir tura katıldık. Pek iyi bir tur değildi fakat güzel yerler gördük. Koca bir günü daha güzel değerlendirebilir miydik? Kesinlikle evet! Tekne önce koyun hemen açıklarındaki mağaralara gitti ve bence o günün görülmeye değer tek enn güzel yanıydı. İşte oradan iki fotoğraf:


Ekincik Mağaraları
Ekincik Mağaraları


Sonrasında meşhur İztuzu Plajına gittik fakat daha önce Ets ile katıldığımız Likya turda da Hikayesi için: gitmiştik o plaja. O yüzden gitmesek de olurdu zira metrelerce açığa gitmenize rağmen suyun hala dizlerimde olduğu bir denizde yüzmekten keyif alıyorum. Sığ deniz sevenler için ise tabiki harika bir plaj. İztuzundan sonra çamur banyosuna gittik, bolca çamurlanıp pürüzsüz fakat leş gibi kokan bir ciltle fakat  pansiyona döndük:)


Ertesi gün Pansiyon işletmecilerimizin tavsiyesine uyarak sevimli haritadan yerini görebileceğiniz Yuvarlakçay'a gittik. İyi ki de gitmişiz. Buz gibi bir suyu var. 6 derece olduğu söyleniyor ama ölçmedik tabiki. Soğuk suda yüzmek isteyenler yüzebiliyor. Biz de yüzdük:) Doğası da muhteşem.  Kendi gözlerinizle görün buyrun: 



Video yüklenmezse veya çalışmazsa diye link paylaşacağım. Buyrun:










Aslında burayla ilgili söyleyebileceğim çok da fazla bir şey yok fakat kesinlikle görülmesi gereken yerler arasında benim için. Muğla'ya bir daha gidersem Yuvarlakçay'a uğramadan dönmem. 

Ertesi gün de yine pansiyon işletmecilerimizin tavsiyesine uyarak Toparlar Şelalesine gittik. Ne güzel yerler varmış da ismini bile duymamışız meğer. 







Şelalede (kendimce) çılgınca bir şey yaptım. Uzun olduğu için yükleyemedim, onun yerine link koydum:

Video

Video 2


Ertesi gün Marmaris'e gittik tekne turu araştırmak için. biraz turladık fakat beğenmedim pek. Tatilde şehir merkezi gezmeleri bana göre değilmiş. O gün de boşa gitti gibi oldu. Ekincige dönüp sakin denizinde yüzdük.

Çok iyi at bindiğimi söylemiş miydim? Şaka şaka:) Tekne uruna katılmadık fakat at safariye katıldık. 1.5 saat diyorlar fakat 50 dk civarı sürüyor. Çoook keyifli, üstelik ata binme konusunda tecrübeli olmak da gerekmiyor. Orta hızla koşturuyorlar bile atı, sadece düz yolda gitmiyorsunuz. Suyun içinden falan geçiriyorlar. Gayet keyifli. Böyle aktiviteleri seviyorsanız tavsiye etmeme bile gerek yoktur sanırım:)







Sondan bir önceki gün Akyaka'ya gittik. Akbük koyuna. Kesinlikle şimdiye kadar girdiğim denizler içinde ilk 5'in içinde. En çok o gün yüzdük. Doya doya yüzdük sözde ama doyamadık. Fazladan 1 günümüz daha olsa yine Aynı yere gidip yüzerdik. Bayram dolayısı ile çok kalabalık olmasına rağmen şezlong bile bulamadık ama yine de tabiri caizse tadından yenmedi o gün. Denizden sonra Akyaka'da bir tur attık ve hayatımızı nerede geçirmek istediğimize, veya en azından ilerde emekli hayatı için İstanbul'dan ayrılırsak nereye gideceğimizi biliyoruz artık:) 

Akyaka hakkında uzun uzun yazmayı düşünüyordum sokaklarını gezerken fakat zaten hakkında birçok yazı yazıldığını fark ettim ve vazgeçtim. 

Son olarak kaldığımız pansiyondan bahsedip yazımı bitireceğim. Onuncuköy Pansiyon ismi. Verdikleri fiyatın içinde sabah kahvaltısı ve akşam yemeği var. Sabah kahvaltı açık büfe ama 30 çeşit, size çatlayana kadar yediren bir açık büfe değil. Gayet güzel doyuyorsunuz fakat dediğim gibi lüks arayanlara göre değil. Akşam yemeği ise tam bir efsane! 



Her akşam 4 farklı çeşit, birbirinden lezzetli meze geliyor, 1 tabak da salata. Mezeler bizi her akşam mest etti doğrusu. Sare ve Iraz hanımın ellerine sağlık, sohbetlerinin de yemeklerinin de tadı hala damaklarımızda doğrusu. Ben bunlarla doymam ki demeyin çünkü asıl yemek Gürbüz Bey'in bahçede gözünüzün önünde mangalda pişirip getirdiği balık, köfte veya tavuk oluyor. Tercihinizi her sabah kahvaltıdan sonra belirtiyorsunuz, ona göre pişiriliyor. Zevkle seçilmiş şarkılar eşliğinde sabah kahvaltısı ve akşam yemeği de tatilimizi unutulmaz kılan ayrıntılardan biriydi.

Son olarak, Ekincik'te oldukça fazla arı var çünkü arıcılık yapılmakta. Oraya gider ve yemek yerken arılar sizi rahatsız etsin istemiyorsanız önce sizin onları rahatsız etmemeniz gerekiyor. Nasıl mı?
 işte böyle: 

video

Bu arılar etçil olduğu için özellikle balık yediğinizde masaya gelir ve tepenizden ayrılmazlar, ta ki tabağınıza konup bir parça koparıp gidene kadar :) Yani çok basit. Yemeğinizi onlarla paylaşırsanız rahatsız edilmezsiniz:) 

Bonus: 

Ben bu tatil sırasında 16 haftalık hamileydim, 16. hafta fotoğrafları için güzel bir manzaramız oldu:)

Sağlıcakla kalın:)









17 Ocak 2016 Pazar

En kötü Tatil Hikayesi

Çeşme Turu, Çeşme Marina
Bir önceki yazımda Ets ile gittiğimiz ve çok keyif aldığımız turdan bahsetmiştim. Şimdi de tanınmamış, hatta belki de adını bile duymadığınız bir tur şirketinden aldığımız 3 gece 4 günlük bir Çeşme turundan bahsedeceğim. Tatil planımızı yıllık izin sorunlarından dolayı son dakika yapmak zorunda kaldık geçen yaz.  Ets tur ile gitmekti planımız ancak son dakika rezervasyonları oldukça maliyetli geldi bize. Fırsat sitelerine bakınmaya başladım. Hem çok kısa olmayan, hem uygun fiyatlı bir tane bulduk. Aradık tur şirketini, seyahat edilecek araç da dahil birçok konuda soru sorduk ve bilgi aldık. İkna ettiler nihayetinde ve tura katıldık. Facia gibi olsa da bize ders veren bir turdu. Yazdıklarımda en ufak bir abartı veya saptırma söz konusu değildir. Okudukça inanamama ihtimaliniz olabilir diye belirtmek istedim. 

İstanbul kalkışlı birçok tur şirketinin yaptığı gibi bunlar da İncirli' den tur otobüsü kaldırıyorlardı. Akşam 9 da yola çıktık sırtımızda çantalarla. Tur rehberimiz oldukça genç ve güler yüzlü bir kızdı. Tüm yolcular geldikten sonra topluca otobüse doluştuk ve yola çıktık. Bu arada tam bayram tatili olduğu için malum İstanbul trafiği söz konusuydu o gün. Biz İstanbullular bayramda yerimizde durmakta oldukça güçlük çekiyoruz zaten:) Otobüse binerken bir anlık şoförümüzün yüzünü gördüm ve dönüp arkamdaki eşime "adam her an ölecekmiş gibi duruyor" dedim. Gerçekten de oldukça yorgun ve halsiz görünüyordu. Yaşı oldukça ilerlemiş bir beydi. Otobüs kalktıktan sonra rehberimiz yolun 10 saat kadar süreceğini söyledikten sonra hepimize teşekkür etti. Normalde turun kalkacağı güne kadar yolcular her gün arar bin türlü soru sorarlarmış. İlk defa bizim tur katılımcıları sadece kalkış günü saat teyidi için aramış. Bunun için defalarca teşekkür etti bize. Güldük geçtik tabi.

İlk fiyasko otobüse bindiğimiz an gerçekleşti aslında. Turu satın almadan önce otobüs hakkında sorduğumuz soruları uzun gece yolculuğunda rahat gitmek ve güvenli olması açısından sormuştuk. Ben pencere kenarına oturdum. Koltuk rahat değildi ama en azından sağlamdı. Yanımda oturan eşimin koltuğu kırıktı ve kıpırdamadan oturması gerekiyordu. Tatile çıkıyoruz ya, ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza bey modunda olduğumuzdan umursamadık fazla. Rahatsız bir durum tabi ama lafını etmedik ne rehbere ne şoföre. 

Normalde uzun yol otobüslerine bindiğinizde kısa süre sonra su/çay/kahve servisi yapılır değil mi? Hatta yanında kek de ikram ederler mis gibi. Otobüse bindiğimizde saat akşam 9 du. Biz de evden çıkarken çabuk acıkmayalım diye evde yemeğimizi yiyip çıkmıştık. Fakat bayram trafiğinden dolayı köprüyü gece yarısı geçtik. Bu süreçte bize su dahi verilmedi. Rehber hanımı çağırıp kendimiz istemek durumunda kaldık. Birkaç yolcu su için kendisini oturduğu yerden kaldırınca mikrofonu eline aldı ve "arkadaşlar bu böyle olmuyor, numaramı kaydedin, Whatsapp'tan yazarsınız bir şey istediğinizde ben getiririm" dedi. İyi de siz söyleyin, hoş mu olur birine bana su getirir misin diye mesaj atmak? Dolayısı ile millet kendi kalkıp almaya başladı suyunu. Bu arada yaz günü içtiğimiz suların hepsi sıcaktı.  Otobüsün dolabı çalışmıyormuş. Çay ve kahveyi sorduğumuzda da "ben hepsini ayarlayacağım" cevabını aldık. 

Saat geçtikçe de acıkmaya başladık. Trafik öyle yoğundu ki feribota gecenin çok geç saatlerinde vardık. Oradaki araba kuyruğundan istifade, dışarıdaki büfelere koştuk ve kendimize köfte ekmek aldık. feribotta denize karşı yedik ekmeklerimizi başka şeyler düşünerek. Yediğimiz şeyi düşünmek istemedik çünkü köfteleri aldığımız yerdeki kadın, köfteleri ve üzerine koyduğu salatayı çıplak elleriyle avuçlayarak koydu ekmeğin arasına. Salatanın içerisindeki kocaman maşayı kullanma gereği duymamıştı. Açlığı gidermiştik ama sıcak bir şeyler içme ihtiyacı tavan yapmıştı. Tüm gece bir bardak kahve gelsin diye dua ettik, yok. Sabah gelir belki dedik. Sesimiz çıkmadı gece.

Sabah oldu, ilk gün Çeşme ve Alaçatı gezilip görülecek, sonra da denize girilecekti plana göre. Rehber kahvaltı molası için Çeşme limana geldiğimizi duyurdu. Otobüsten indik, boş bir yol üzerindeydik. Bu arada biz iner inmez otobüs gitti. Rehber yanımıza gelip "işte şuralarda kahvaltı için yerler varmış, bulup bir yere oturabilirsiniz (!) dedi ve bizden ayrıldı. 1.5 saatlik molanın 45dk sını grup olarak temmuz sıcağında, güneş altında yürüyerek, bir yer bulmak için harcadık. Çeşme marinanın yakınında indirmişler meğer bizi. Az yürüyüp içine girmemiz gerekiyormuş. Orada da birkaç yer vardı sadece. Kahvaltı yapılacak güzel olan yerler oldukça pahalıydı. En uygun yeri bulduk ve oturduk. 15tl den ucuz sandviç çeşidi yoktu oturduğumuz yerde. Kahvaltıyı yapıp kalktık fakat tüm grup çok sinirli bir şekilde bindi otobüse. Herkes "bu şekilde rehberlik mi olur? Çay/kahve içmedik zaten, bir de bilmediğimiz bir yerde bizi bırakıp kahvaltı yapacak yer bulun demek nasıl bir şey?" diye patladı haklı olarak. Rehber yüzsüz bir şekilde "aa, biz falanca yere gittik, keşke siz de gelseydiniz, ben de bilmiyorum buraları pek, bu benim ilk Çeşme turum" dedi. Topluca bir şok geçirdik ve artık kahve sorunu tekrar dile getirildi. Rehber tur şirketine attı suçu ve kendisinin elinden geleni yaptığını söyledi bize. Biz de kıza acıdık, kıstık sesimizi. 

Sırada Çeşme turu olduğu yazıyordu programda. Otobüse bindik ve bir süre yol aldıktan sonra birden rehberimiz mikrofonuyla konuşmaya başladı. Bize Çeşme Kalesi ile ilgili bir şeyler anlatıyordu. En azından biz öyle düşündük. Meğer anlatmıyor, okuyormuş. Vikipedi  sağ olsun. Rehber koltuğunda oturduğu için göremiyorduk ama okurken takılır ya insan, o şekilde verdi kendini ele. Arka koltukta oturanlar da fark etmiş olacak ki, telefonlarıyla Vikipedi'ye girip okuduğu metni takip etmeye başladılar. Kimimiz sinirden, kimimiz rehberin kendini düşürdüğü duruma gülerken fark ettik ki programda Çeşme kalesi gezisi diye planlanan kısım otobüs ilerlerken, kalenin görüş mesafesine girdiği 1-2 dakikayla sınırlıymış. Yani kahvaltı fiyaskosu hariç, Çeşme'ye ayak basamadık. İlk çeşme turu olduğunu belirtmişti bize kız, ama gezdirdiği yerle ilgili hiçbir şey bilmeyen bir rehberle gezince de iyice aptal yerine konulmuş hissettik kendimizi. Rehberlik buysa ben de yaparım öyle rehberlik!

Rehberin çeşme tarihini okuması bittiğinde otobüs kısa bir süre durakladı. Rehberin gideceğimiz yere karar vermeye çalıştığını fark ettiğimizde bizdeki şaşkınlığı görmeliydiniz. Nerede yüzeceğimiz bile planlanmış değildi. Rehber Alaçatı'da bir halk plajına gideceğimizi söylediğinde ise ayrı bir sinir dalgası kapladı tüm grubu. Grup olarak halk plajına gitmek istemedik. "Halk plajına gitmek istesek tura neden para verip katıldık ki, kendimiz de çıkıp gidebilirdik" sesleri yükselmeye başladı. Zavallı(!) rehberimiz de "beachlerin girişi 50 liradan başlıyor, sizin cebinizden para çıkmasın, daha fazla masraf yapmayın diye sizi halk plajına götürüyorum, ben siz mağdur olmayın diye, sizin için uğraşıyorum" diyerek resmen susturdu bizi. 

Gittik halk plajına, duş yok, tuvalet yok! Duş olmayan yerde giremeyiz denize diye itiraz etsek de başka şansımız kalmamıştı. Zira 100 metre ötedeki beachin girişi 60 liraydı ve orada da duş yoktu. Sahilin hemen dibindeki otelden alıyorlarmış suyu ve otel de tadilattaydı. Denize girdik duş olmamasına rağmen. Bikini/mayo değiştiririz, ıslak kalmayız dedik. Sonra tuvaletimiz geldi tabi canlı varlıklarız sonuçta. Tuvalet dedikleri bir yer vardı, oraya bakmaya gitti Ömer. Tuvalet  zemini de plastikten yapılmış bir kabinmiş. Yerine bir delik açılmış ve içi daha önce kullananlar tarafından doldurulmuş. Duramayıp çıkmış zavallım. Karşılaştığı şeyi bana anlattığında rehberin yanına gittim ve bir sonraki gün turla devam etmek istemediğimizi söyledik ve bize bir tekne turu ayarlamasını rica ettik. Ayarladığından emin olmak için de on dakikada bir "ayarladın mı tekneyi?" diye tepesine dikildik. Bu arada Alaçatı'da muza bindik, tek eğlenceli yeri o bölümüydü tatilin. O da Ömer'in bir haftadır çektiği diş ağrısı sebebiyle zehir oldu. Muz bizi denize devirdiğinde çenesini içimizden birinin kafasına çarptığı için ağrısını azmıştı. O gün bilmem kaçıncı ağrı kesicisini içti ağrının tekrar başlamasından dolayı ancak ilaçlar ateşini de yükseltince titremeye başladı ve Muzdan sonra bir daha da girmedik denize. Sahilden ayrılma saatimizin gelmesini bekledik oturup.

Sahilden çıktıktan sonra Alaçatı sokaklarında yine serbest vakit geçirelim diye "hadi gezin Alaçatı'yı" deyip Çeşme'de olduğu gibi bıraktılar bizi. Kaybolacak kadar uzaklaşmadan Alaçatı sokaklarını gezdik, bu sırada aç karnımızı doyurduk yine 15 liralık avuç kadar sandviçlerle. Otele dönmeden, ertesi günkü program Eski Foça olduğu için oradan kalkan tekne turlarını araştırdık, arayıp fiyat aldık. Gün berbat geçtiği için grubun tamamı katılmak istedi tekne turuna lakin 43 kişilik tekne bulamadık. Bayram günü sabah erken kalkacak bir turu bir önceki günün akşamı organize etmeye çalışmak elbette saçmaydı. Hepsi rezerve edilmişti ama belki bir umut buluruz diye bulduğumuz tüm telefon numaralarını arayıp sormaya devam ettik. Sonunda otobüse döndüğümüzde rehberin bir arkadaşının tanıdığının vasıtasıyla bir tane tekne bulunduğunu öğrendik ve rahatladık. Bu arada tekneyi rehber buldu fakat tura dahil bir şey olmadığı için ücretini kendimiz ödedik. Aslında orada da tur şirketinin bize pek bir hayrı dokunmadı. 

Bir önce anlattığım turda gruptakilerle ikinci günden sonra kaynaşmaya başlamıştık çünkü kimsenin hiçbir sorunu yoktu, herkesin keyfi tıkırdı. Fakat bu turda daha ilk günün sabahında herkes birlik oldu, 43 kişi tek yürek olmuştu resmen. 

Alaçatı turu da bittiğinde otele geçtik. İzmir'de fuara çok yakın bir yerde ara sokakta bir oteldi. Duş alıp restorana çıktık. Sabahki kahvaltı rezaletinden ve öğlen sandviçle geçiştirilen öğünden sonra akşam açık büfe hayali kurarken, uzunca bir süre önce pişmiş ve tabaklara konup bekleyen buz gibi bir porsiyon tavuk sote, ve birer tane gül böreği servis edildi. Tavuk kötüydü ama nasıl olduysa börekler oldukça lezzetliydi. Yemekten sonra içtiğimiz Türk kahvesi ise yanmıştı, bırakıp dışarı çıktık. Sahilde yürüdük, Konak'ta bir tur attık ve otele döndük. Işıkları bile açmadan yatağa gidip uyuduk. İyi ki de açmamışız o ışıkları. Nedeni yazının devamında. 

Ertesi gün neler olduğunu da anlatacağım. Her şey çok daha kötüydü maalesef. İlk gün bile tek başına yeterince uzun olduğu için iki parça halinde yayınlamaya karar verdim bu hikayeyi. En fazla 24 saat sonra 2. bölüm de yayında olacak. Beklemede kalın. 

Ek olarak ilk günden iki fotoğraf koymak istedim. Ömer'in zor dayandığı diş ağrısı yüzünden tatilin çoğunu çenesine koyduğu buzla geçirmesine ve diğer aksiliklere rağmen neşemizi korumaya çalıştığımızı görün diye:)

yazının devamı için: tıklayın
Çeşme Turu
Çeşme alaçatı turu
  






14 Ocak 2016 Perşembe

Likya Tur Hikayesi

Saklıkent
Sizin tatil tercihiniz hakkında bir fikrim yok fakat ben kesinlikle bol gezmeli, bol tekneli, bol muhabbetli tatilleri severim. 5 yıldızlı tatil köylerinde sınırsız açık büfe yiyerek ağırlaşmak, tüm gün deniz kenarında yatarak bronzlaşmak, aktif olarak yeni yerler görmeden bir yere bağlı kalmak benim tatil anlayışıma pek uymuyor. Tatil anlayışıma tam anlamıyla uyan bir tura katıldık 2014 yazında. Tura katılmayı sevmeyenlerin "ben birilerine bağlı gezmeyi sevmiyorum", "kendi istediğim saatte istediğim şeyi yapamadıktan sonra ne anladım ben o tatilden" dediğinizi duyar gibiyim. Tam 1 hafta turla gezmiş bir çift olarak aradan 1 seneden fazla geçmesine rağmen hala unutamadığımız o tatili  yazıya dökeyim istedim.

2014 Yazında ETS Tur ile Grand Likya turuna katıldık karı koca. Cuma akşamı Ets tur otobüsü ile yola çıktık. Bu arada tur programında da belirtiliyor, ertesi gün otele giriş yapılmadan tur programı başlıyor. Dolayısı ile bikininiz/mayonuz bavuldan ziyade sırt/kol çantanızda olmalı veya yola çıkarken iç çamaşırı yerine giyinmeyi de tercih edebilirsiniz:) Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri otelde açık büfe olarak alıyorsunuz. Öğlen yemeği ise teknede veya tekne turu yoksa gidilen bir yerde ekstra olarak alınıyor fakat ücretler gayet makul.


kleopatra plajı

İkinci gün (tatilin ilk günü) gün bol bol yüzmeyle geçiyor. Programda (yazının sonunda tur programı için link paylaşacağım) "muhteşem koylar" diyor ya, o koylar gerçekten muhteşem. Sanıyorum Türkiye'deki en güzel koylar bu turda gezilenler. Ben özellikle Kleopatra plajını tekrar görmek için bile aynı tura tekrar katılabilirim.  Başka tatillerde başka turlara da gittik, ayağımızı denize sokmadığımız yerler oldu. "Bir güne çok fazla yer sığdırmışlar, gezdiğimden bir şey anlamam" diyorsunuz programı görünce fakat her şeye, özellikle yüzmeye doyuyorsunuz. Otele dönerken Aşıklar Yoluna uğradık ve birlikte çok güzel fotoğraflarımız olabilecekken eşim makineyi otomatik odaklamaya almayı unuttuğu için tur arkadaşlarımızın çektiği fotoğrafların hepsi flu çıkmıştı.

Akşam otele varıştan kısa bir süre sonra yemek servisi başlıyor, o sırada duş almak için fazlasıyla yeterli vakit oluyor. Bu arada Ets Tur size turu satın alırken birkaç farklı otel seçeneği sunuyor, fiyatları da konumları da farklı fakat hiçbiri lüks değil, 3 veya 4 yıldızlı, fakat tura ödediğiniz paranın karşılığını kesinlikle veriyor. Biz en uygun olanı seçmiştik. Çalış plajına 100 mt kadar uzaklıktaydı. O yüzden yemekten çıkıp sahilde turlama, kafelere, barlara gitme şansımız vardı. İlk 2 gün koşmaya çıktık sahile o ara spor yapmaya başlamıştık, formdan düşmek istemedik).


Kaş kaputaş plajı

2. gün turdan arkadaşlar edindik. Tülin abla, Orhan abi, çocukları Dilara ve Emir. Akşam yemeğinden sonra sahilde hep beraber dolaşmaya başladık. Doktor balıkları var sahilde, ayaklarınızı balıkların olduğu bir akvaryuma koyup gıdıklanmayı bekliyorsunuz. O minik balıklar ayaklardaki nasırları ve ölü derileri temizliyor. Ayaklarınız yumuşacık oluyor ve masaj yapılmış gibi hissediyorsunuz 5 dakikanın sonunda.  Otele dönünce de okey oynadık. Turun en güzel yanlarından biri ise yeni arkadaşlar edinebilmeniz sanırım. Geçen yaz da tekrar birlikte tura katılmak istedik, onlar rezervasyonu yaptırdı fakat bizim yıllık izin tarihleri onlarınkiyle uyuşmadı.

Üçüncü gün Göcek tekne turu ( 12 Adalar Tekne Turu ) Şövalye Adası, Kızılada, Amintas’ın Mezarı var programda. Tarihi eserleri gezerken işinde gerçekten iyi bir rehber size orayla ilgili her bilgiyi anlatıyor. Hatta bazı yerleri hikayeleri o kadar ilgi çekici ki sıkılmanız mümkün değil. Zaten çok vakit harcanmıyor tarihi mekan gezilerinde. Hem insanları güneş altında sıkmamak hem de denize, tekneye daha çok vakit ayırabilmeniz için. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız günün her saati size malzeme çıkıyor, koylarda da tarihi mekanlarda da. Bu günü çok eğlenceli anlatmadım sanırım fakat yine hem güzel yerler gezdik ve çok güzel koylarda bolca yüzdük, teknede birkaç kişi toplanıp sohbet edip biralarımızı yudumladık, güneşlenmek isteyenler teknenin üst katına çıkıp minderlerde yattılar.


Kayaköy Fethiye

Dördüncü gün Dalyan tekne turu, İztuzu Plajı, Caretta Carettalar günüydü. İztuzu plajı meşhurdur bilirsiniz. 5km uzunluğunda ve gerçekten güzel ama biz kumsalda denize girmeyi sevmeyen bir çiftiz, tekneden dalmak tercihimiz. Aldık biraları orada edindiğimiz arkadaşlarımızla sohbet ettik, isteyen yüzdü bu sırada. Caretta carettaları görmeye gittik,  çok sevimlilerdi. Kanlı canlı ilk kez gördüm ve epey büyükler. Onları besleyen adam birinin başını okşadı kedi sever gibi. Bize de fotoğraf çekmek düştü tabi. Caretta carettaları gördüğümüz yerde mavi yengeç vardı, onu da ilk defa gördüm, dokundum hatta. Çok farklı bir tür. Daha önce bir yengeci o kadar yakından görmemiştim. İsterseniz yeme şansınız var bu arada, turda yemek isteyenler oldu, fakat biz tercih etmedik. Sadece merak gidermek için bir hayvanı öldürmek bize doğru gelmiyor. Gittiğimiz başka bir yerde kaktüs meyvesi yedik. "Birkaç farklı meyvenin tadı var bu meyvede" dediler, merak ettik alıp yedik ama beğenmedik. Meyvelerin hepsini ayrı ayrı yemeyi seviyoruz sanırım biz :) Kekova'dan da dağ kekiği aldık, yaşlı bir teyze satıyordu, oranın kekiği meşhurmuş. 2 poşet aldım ama metrobüste kaybettim, kullanma şansım olmadı. Bulan kişi bunu okuyorsa kekikler afiyet olsun ama bitmediyse kalanı gönderirse sevinirim:)


Doktor balıkları

Beşinci gün Kelebekler Vadisi tekne turu, Ölüdeniz, Belcekız Plajı, Lagün, Kayaköy, Babadağ’dan Yamaç Paraşütü günü normalde fakat biz Eylül ayında gittik ve o gün hava çok rüzgarlıydı, dalga çok olduğu için Kelebekler vadisine yanaşamadık, onun yerine başka güzel bir koya götürdüler bizi. Bir sonraki Likya turuna Temmuz veya Ağustos'ta gideceğiz bu yüzden. Ölüdeniz'in güzelliğini anlatmama gerek yok zaten. Orada da istediğiniz kadar yüzüyorsunuz. Fakat kesenin ağzını biraz açarsanız o güzelliği televizyonlardaki gibi yukarıdan seyredebilmek için yamaç paraşütü yapma şansınız var. Profesyonel hocalarla tamamen güvenli. Yamaç paraşütü yapmak isteyenler sabah tur programından önce erken saatte yapıp tura öyle katılıyor. Yalnız biraz tuzlu. Neredeyse bir kişilik tur parası daha vermeniz gerekiyor. Biz katılamadık o aktiviteye fakat katılanlar ballandıra ballandıra anlattı:) Kayaköy'de ise bambaşka bir hava var. O yaşanmışlığı hissedebiliyorsunuz. Hiç bilinmeden bir dünyaya, bilinmeyen bir zamana yolculukta gibi hissediyorsunuz evleri gezerken. Mübadele yılları hakkında da bilgi ediniyorsunuz ister istemez.


Fethiye koyları


Altıncı gün de tekne turu devam ediyor. Henüz yüzmeye doyamadık çünkü:) Bakmaya doyamadığımız koylarda yüzdük bol bol. Koylardan birinde deniz gözlüğü takarak kafamı suya soktum ve gördüğüm güzelliğe inanamadım. Belgesellerdeki görüntüler gibi berrak su ve renk renk balıklar. Denizin dibi kum değil kayalıktı o bölgede. Suyun berraklığı ve dibe kadar net bir şekilde görebilmeniz bundan kaynaklı sanırım. Suyun dibi kayalık dedim fakat farklı algılanmasın. Yeterince derin olduğundan ayağınızın kayalara değme ihtimali yok. Tekne turu yapacağınız bir tatilde mutlaka bir deniz gözlüğü edinin. Bizim aklımıza gelmemişti edinmek, o an ödünç aldık tur arkadaşlarımızdan. Tekrar tekrar aynı şeyleri yazıyor olmak istemem ama gidilen her yer çok güzel, rehberlerin iyi olması da organizasyonda hiçbir aksaklık olmaması memnuniyeti daha da arttırıyor sanırım.

Şimdiye kadar anlattığım her yer çok güzeldi, çok güzel vakit geçirdim fakat benim en çok etkilendiğim yere yedinci gün gittik. Saklıkent. Muhteşem bir şeye şahit oldum kanyonda yürürken; dağların derinliğine. Yerlerden kaynayan buz gibi suda yürüyüş yaparak güzelliğini izledik. Başınızı kaldırdığınızda tek görebildiğiniz 180 metre yüksekliğindeki kayalar ve en yukarıda bir karış genişliğinde görünen mavi gökyüzü. O gün hiç çıkmak istemedim oradan, burada öleyim ben, hep burada yaşayayım dedim. Kocam bırakmadı :) Evde yıkanacak çamaşırlar varmış. Ertesi gün tur bitti eve döndük. Hiç dönmek istemedik. Seneye arkadaş, kuzen kim var kim yok toplayıp onlarla beraber bu tura bir daha gelelim dedik, meğer turda tanıştığımız arkadaşlarımız dışında çevremizde kimse tur sevmiyormuş:)  Her dakikası dolu dolu bol gezmeli, bol yüzmeli, bol muhabbetli, çook keyifli bir tatildi tüm grup için.
Likya turu


Saklıkentten sonra gittiğimiz bir restoranda soğuk su havuzu vardı. içinde 5 dk durana içecek, 15 dk durana da yemek ücretsizdi. Cesareti olan denesin ben dayanamadım.

Ek not: Yağmur yağdığında Saklıkent'e giriş kapatılıyor bilginiz olsun. Biz Saklıkent'ten çıktıktan bir süre sonra çok hafif bir yağmur başladı ve Saklıkent girişe kapatıldı. Yağmur suyunun yamaçlardan aşağı, kanyona dolma tehlikesi olabiliyormuş. Gitmeye karar verirseniz o gün girişe açık olur umarım.
Fethiye turu


Maliyetine gelice; 2014 yılında bize her şey dahil 2000 tl ye mal oldu bu tatil. Gidiş dönüş yol, tüm tekne turları, geziler, hatta ekstra olan öğlen yemekleri de dahil. Turla değil de kendimiz bir otel bulup gitmiş olsaydık bu kadar yer gezemeyecek, bu kadar keyifle yüzemeyecek, üstüne bir de daha çok para harcayacaktık. En önemlisi de yeniden birlikte tatile gitmek isteyeceğimiz arkadaşlar edinemeyecektik.

Sürekli aynı sahilde, aynı denize girmek daha mı keyifli sizce? Yoksa her zaman daha güzel yerler keşfedip dolu dolu vakit geçirmek mi?

Turla ilgili daha detaylı bilgi vermek isterdim fakat uzun zaman oldu, hafızam o kadar kuvvetli değilmiş. İsteyenler için tur programını okuyup inceleyebilmeniz için linki paylaşacağım. Şuan erken rezervasyon fırsatı da varmış, bilginize.

Bir de birkaç da fotoğraf ekliyorum:)

Link:
Grand Likya turu
Likya turu



Caretta caretta


Caretta caretta


Saklıkent likya turu



blogumun adını neden değiştirdim?

Anladım ki insana tek bir kimlik yetmiyor. Belki de bu yüzden arttı son zamanlarda profillerdeki kocasının prensesi, paşasının annesi(!) ib...