25 Ekim 2017 Çarşamba
Gündüz Uykularını Nasıl Uzattım?
Çoğu annenin yaşadığı bir durum gündüz uykularının kısa olması. Peki bu bir sorun mu? Uyku danışmanlarına göre gündüz uykusu 45 dakikadan kısa ise evet, bu bir sorun. Sadece uyku danışmanlarına göre değil, annelere göre de sorun bence :) Benim yavrutonun da gündüz uykuları çok kısaydı. 35 dakikayı geçince geçince zil takip oynamadığım kalıyordu bi :) blog blog dolaştım gündüz uykusunu uzatmayı başaran anneler neler yapmış, nasıl yapmış diye. Uyku danışmanlarının yazdığı makaleleri tekrar tekrar okudum. Bu konuda yine uyku danışmanlarının youtube videolarını izledim. Sonuç? Uyku süresini uzatmak için yapılması gereken en önemli şey uyandığı zaman bebeğin yeniden uyumasını sağlamakmış. Uykuya devam edebilmek en zoruymuş. Bunu başarınca bebetolar bir süre sonra alışıyorlar ve uyku süresi de uzuyormuş. Benim kızım emerek uyuyor. Ben de her uyandığında yanına uzanıp emzirerek yeniden uyutmaya çalıştım. Kimi zaman uyudu ama çoğunlukla yeniden dalamadı. Ben vazgeçmedim haftalarca denemeye devam ettim. Bir süre sonra uyandığı zaman gelip onu yeniden uyutmamı bekledi ve emer emmez uykuya devam etti. Kısa süre sonra da uyanmamaya başladı. Kolay olmadı valla ama oldu:) Şuan 10 aylık ve 1.5-2 saat arası gündüz uykuları. Bir de aydınlık odada uyumayı sevmediğini farkedip odayı kararttım camlara siyah karton yapıştırarak:) Onun da etkisinin olduğunu düşünüyorum :) sizin bebeğinizin gündüz uykuları nasıl? uzatmak için ne yöntemler denediniz? ve işe yaradı mı?
13 Ekim 2017 Cuma
Ek Gıda Sorununu Çözdüm a Dostlar 😉
Bugün yavrusu yemek yemeyen annelere yardımcı olabileceğini düşündüğüm, kendi yaşadığım birkaç şeyi paylaşmak istiyorum. Daha önce birçok kez Güneş'in yemek yeme videolarını paylaştım ve süreç nasıl gidiyor anlattım kısaca instagram hesabımda. Bilmeyenler için özetle; 9 ay 23 günlük bir kızım var ve imkansız kaşıkla birşey yediremiyorum. Ilk günler güzel güzel püreler yaptım ama ağzını sıkı sıkı kapatıp kafasını çeviriyordu. Yememe konusunda inatçı olunca doktorumuza danıştım ve kilo alımı normal olduğu için onun da onayı ile biz de 8. Aya sarkıttık katı gıdayı ama ara ara yine tattırmaya devam ettim hiç ısrarcı olmadan umursamaz bir tavırla:) Malum zorla yedirmek de çocuğun zaten olmayan yeme isteğine pek bir katkı sağlamıyor. Hatta ters tepiyor.
Tabi her anne gibi ben de yemek yemeyi sevsin ve yemek seçmesin istedim. O yüzden blw yöntemi uyguladım. Yemeğe dokunsun, tanısın. Kendi iradesi ile tatsın. Tadını sevmeyecekse bile ağzına ben sokuşturuyor olmayayım, o sevmeyeceği şeyi de kendi yemiş olsun. Bence bu çok önemli yemeklere karşı ön yargılı olmaması konusunda. Finger food (parmak gıda) dedikleri parmak kalınlığında kesilip haşlanmış sebzeler ile başladık. Pek sevmedi tabi mıncıklayıp sağa sola attı hatta saçına başına sürdü ilk günler. Ama 5-10 denemeden sonra illaki ucundan da olsa birkaç saniyeliğine ağzına götürdü ve bu da farklı tatlara alışması için yeterli. Her fırsatta eline bir şeyler verdim. Bazı günler ağzına götürmedi bile, burada önemli olan sabırlı olmak. Yere serdim bi çöp poşeti, sonrasında temizlemesi de kolay oldu:) Karşısına oturup yemesi için beklediğimde de durum bekledigim gibi olmadi. Ben de karşısına oturup ona göstere göstere yediğim zaman durum değişti. Mesela geçen eline brokoli vermiştim. Parçalayıp yere attı. Ikıncı parçayı verdiğimde babası ile birlikte "bak kızım bunu yiyoruz biz, aa çok lezzetli hmmm" gibi anlatarak yedik karşısında. Birkaç dakika sonra o da ağzına götürdü. Dediğim gibi ilk seferde sevmesini beklemiyorum, tatlara alışmaları zaman alıyor.
Özellikle ilk haftalarda sofrada epey uzun zaman geçirmemiz gerekti. Ilk 15-20 dakikasını mıncıklayıp yere atmakla geçiriyordu, öyle yemeyecek anlaşılan bu deyip önünden almadım. 2 lokma bişey yemesi için 45 dk bekledigim oluyordu. Bol sabır yani:) ama zaten annelik sabretmekten ibaret bişey gibi değil mi?:) Şimdi eline verdiğim şeyi yemesi gerektiğini öğrendi ve alır almaz ağzına götürüyor. Hâlâ beğenmediği ve tadına baktıktan sonra yere attığı şeyler var tabi. Ama o sevmediği şeyleri birkaç gün ara ile yeniden eline veriyorum.
Mesela bazı sebzeleri soğan ve sarımsak ile haşlıyorum ki biraz tatlari olsun:) Bebeğimden kendim bile yemeyeceğim şeyleri yemesini beklemedim, tamam sağlıklı ama haksızlık bence. Kendimize yaptığımız yemeklere tuzu çok az koyarak ve baharat eklemeden pişirdim (doktorumuzun onayı ile) ve bebeğime de o yemekten verdim. Kaşıkla yemeyi kabul etmediği için yoğurt yediremiyorum onun yerine evde kendim mayaladığım kefiri veriyorum bardak ile. Zaten kefir yoğurttan çok daha iyi bir prebiyotik. Ilk 1 hafta dudağını değdirip çekti, sonraki 1 hafta 10 gün 1 yudum aldı bıraktı. Şimdi yarım çay bardağı içiyor.
Ek gıdaya geçiş cidden zor bir süreç, anne için çok stresli ve sabır istiyor. Ama tıpkı lohusalık, gaz sıkıntısı, büyüme atakları ve diş çıkarma gibi bu dönem de geçiyor sevgili anne:) #huggiesannesiyim #sarılmanınmucizesi
işte yemek videolarımızdan biri :) >> izlemek için tıklayın
Tabi her anne gibi ben de yemek yemeyi sevsin ve yemek seçmesin istedim. O yüzden blw yöntemi uyguladım. Yemeğe dokunsun, tanısın. Kendi iradesi ile tatsın. Tadını sevmeyecekse bile ağzına ben sokuşturuyor olmayayım, o sevmeyeceği şeyi de kendi yemiş olsun. Bence bu çok önemli yemeklere karşı ön yargılı olmaması konusunda. Finger food (parmak gıda) dedikleri parmak kalınlığında kesilip haşlanmış sebzeler ile başladık. Pek sevmedi tabi mıncıklayıp sağa sola attı hatta saçına başına sürdü ilk günler. Ama 5-10 denemeden sonra illaki ucundan da olsa birkaç saniyeliğine ağzına götürdü ve bu da farklı tatlara alışması için yeterli. Her fırsatta eline bir şeyler verdim. Bazı günler ağzına götürmedi bile, burada önemli olan sabırlı olmak. Yere serdim bi çöp poşeti, sonrasında temizlemesi de kolay oldu:) Karşısına oturup yemesi için beklediğimde de durum bekledigim gibi olmadi. Ben de karşısına oturup ona göstere göstere yediğim zaman durum değişti. Mesela geçen eline brokoli vermiştim. Parçalayıp yere attı. Ikıncı parçayı verdiğimde babası ile birlikte "bak kızım bunu yiyoruz biz, aa çok lezzetli hmmm" gibi anlatarak yedik karşısında. Birkaç dakika sonra o da ağzına götürdü. Dediğim gibi ilk seferde sevmesini beklemiyorum, tatlara alışmaları zaman alıyor.
Özellikle ilk haftalarda sofrada epey uzun zaman geçirmemiz gerekti. Ilk 15-20 dakikasını mıncıklayıp yere atmakla geçiriyordu, öyle yemeyecek anlaşılan bu deyip önünden almadım. 2 lokma bişey yemesi için 45 dk bekledigim oluyordu. Bol sabır yani:) ama zaten annelik sabretmekten ibaret bişey gibi değil mi?:) Şimdi eline verdiğim şeyi yemesi gerektiğini öğrendi ve alır almaz ağzına götürüyor. Hâlâ beğenmediği ve tadına baktıktan sonra yere attığı şeyler var tabi. Ama o sevmediği şeyleri birkaç gün ara ile yeniden eline veriyorum.
Mesela bazı sebzeleri soğan ve sarımsak ile haşlıyorum ki biraz tatlari olsun:) Bebeğimden kendim bile yemeyeceğim şeyleri yemesini beklemedim, tamam sağlıklı ama haksızlık bence. Kendimize yaptığımız yemeklere tuzu çok az koyarak ve baharat eklemeden pişirdim (doktorumuzun onayı ile) ve bebeğime de o yemekten verdim. Kaşıkla yemeyi kabul etmediği için yoğurt yediremiyorum onun yerine evde kendim mayaladığım kefiri veriyorum bardak ile. Zaten kefir yoğurttan çok daha iyi bir prebiyotik. Ilk 1 hafta dudağını değdirip çekti, sonraki 1 hafta 10 gün 1 yudum aldı bıraktı. Şimdi yarım çay bardağı içiyor.
Ek gıdaya geçiş cidden zor bir süreç, anne için çok stresli ve sabır istiyor. Ama tıpkı lohusalık, gaz sıkıntısı, büyüme atakları ve diş çıkarma gibi bu dönem de geçiyor sevgili anne:) #huggiesannesiyim #sarılmanınmucizesi
işte yemek videolarımızdan biri :) >> izlemek için tıklayın
Etiketler:
Anne,
anne bebek bloggerı,
Anne-Bebek,
annelik,
bebek beslenmesi,
Blog,
blogger,
Blw,
Ek Gıda,
ek gıda sorunu,
Ek Gıdaya Geçiş,
Huggies annesiyim,
Katı Gıda,
neden blw,
Sarılmanın mucizesi
3 Ağustos 2017 Perşembe
Bronşit Hikayesi
Burada 40 günlük Güneş. O küçücük bedeniyle çok ağır bi bronşit geçirmişti. Anne-baba hasta olunca bebeğe bulaştırmama gibi bir ihtimal söz konusu olamıyor sanırım. Hastalandığını çok geç farketmişiz, e 40 ı çıkmamış, günün çoğunda uyuyor. Ilk kez bir yenidoğan ile karşı karşıyayız, çoook acemiyiz. Anlamadık, farkedemedik. Bi akşam öksürük başladı. Öyle ki aralıksız öksürüyor. Gece çocuk polikliniğine gittik hemen. Nöbetçi doktor muayene etti, hafif bir soğuk algınlığı diyerek öksürük şurubu verip eve gönderdi. Neyse ki ertesi gün kendi doktoruna 1. Ay kontrolüne götürdük. (Götürmesek ne olurdu düşünmek bile istemiyorum) Öksürük ve ateşi olduğunu söyleyince hemen muayene etti ve göğüs filmi istedi. Ciddi bişey mi diye sordum. Zatürreden şüpheleniyorum dedi. Ciğer filmi çekildi, kan tahlilleri yapıldı, kandaki oksijen oranına bakıldı. Kanda enfeksiyon var, oksijen seviyesi teklikeli derecede düşük, ciğerler berbat halde. Çocuk nefes alamıyordu resmen ve ben farkına varamadım. BEN FARKINA VARAMADIM😢 Hastanede boş oda yok. Doktor riske atamam diyerek hastanenin doğum katında oda ayarlattı. Hayatımın en zor haftasının başladığı gündü. Tam 9 gün sürdü. 4 gün hiç emmedi. 8 tane damar yolu açıldı o minik ellerine, ayaklarına. Damarları çok ince olduğu için düzgün damar bulmak çok zordu ve sürekli tıkanıp şişiyordu damar yolunun olduğu bölge. Geceleri dakikalarca durmadan öksürmekten boğazı acır, bir de ona ağlardı, Her 2 saatte 1 hava verildi. 4 saatte 1 burnu aspire edilecek diye burnuna upuzun bi boru sokularak uyandırıldı. Her uyandırıldığında canı yandı. Her uyandığında korktu. Eve döndükten sonra da çok uzun süre uykusundan sıçrayarak uyandı. Hastaneden ayrıldığımızda 200 gr vermişti ve hala tam olarak iyileşememişti. 2si iğne 1i şurup, 3 tane antibiyotik, 4 saatte 1 de hava vermeye devam ettik evde 1 hafta daha. Bu fotoğraf eve geldikten 1 gün sonra çekildi. Geldiğimiz gece kendi yatağında 6 saat deliksiz uyudu. Emzirmek için bile uyandırmaya kıyamadım 1 haftadan fazladır müdahalesiz uyuyamıyor diye ama sık sık kontrol ettim nefes alıyor mu diye. Fotoğraftaki tombik yüzü serumların etkisi. İyilesti, ama kalıcı oldu. Hala ayda en az bir kez bronşit geçiriyor. Başlangıçta farkedip ilaca başlıyoruz ilerlemeden. O yüzden sürekli tetikteyiz. Hergün bakıyorum hırıltısı var mı diye yine geç farketmemek için. Şimdikiler alerjik. Ama bu da geçecek. Bırakın akrabaları kardeşime bile anlatamamıştım bu durumu o zamanlar. Sadece beni anlayabileceğini düşündüğüm 2 arkadaşa. Peki neden? Bunun cevabı sanırım hastanedeki hemşirelerden birinden duyduğum şu cümlede saklı: "bu çocuk benden kötü öksürüyor be, sen ver annene, artık annen baksın bu çocuğa." Bu arada ben lohusayım tabi... Benim lohusalığımın bir kısmı böyle geçti. Başka sözüm yok hakim bey. Sizin lohusalığınız nasıl geçti? Depresyona girmeyen var mi?
İnstagram hesabim için: @novoluni
İnstagram hesabim için: @novoluni
20 Temmuz 2017 Perşembe
Ek Gıda Sorunsalı
Tek çare #blw mi? Böyle de sadece meyvenin sebzenin tadına bakıyor, doktor günde en az 100 ml çorba veya püre yiyecek dedi, kaşık tutmayı beceremezken blw ile o mümkün değil. Veya emzirmemek? Aç olmalı ek besin vereceğin zaman diyorlar. Hele o memeyi verme bi... apartman inleyecek öyle bağırıyor, ağlıyor 😳uyku desen emmeden uyumuyor, hem uykusuz hem aç bırakmak gerek... ki bana göre değil eziyet etmek çocuğa yemek için. tatsız tuzsuz beğenmez tabi mi diyeceksin? Yağ ve tuz da ekliyorum. Hatta bugün kendi yemeğimin suyunu tattırayım dedim, tadına bile bakmamak için ağzını sıkı sıkı mühürledi. Geçici bir dönem midir bu? Doktor yedirmem gerektiği konusunda ısrarcı ben ise Güneş'in henüz hazır olmadığını düşünüyorum ve ona her gün birşeyler tattırmaya çalışmaya devam ederek fakat ısrarcı olmadan, üzerine gitmeden, kendimi de strese sokmadan biraz zaman tanımaktan yanayım. Katı gıdayı severek yiyen çocukların anaları, siz neler yaptınız? Ilk günden mi sevdi bebeğiniz yemeyi yoksa sizin de böyle bir dönem oldu mu? "Yiyen yiyo zaten, yemeyen de yemiyo ne yapsan da" demek doğru mu? En çok bunu merak ediyorum.
18 Temmuz 2017 Salı
Yıldönümü hikayesi
Çay kaşığı ile fotoğraf çekmişiz. Yüzüm tanınmaz halde ama inanın benim o. 😂 Bon Jovi Türkiye'ye gelmiş. Biletler ateş pahası tabi. Sürpriz yapıp almış canım ömer @omernacidemir 😍 . O gün dedim işte ben, seviyo lan seni cidden bu adam. Sevmese niye versin o kadar para dimi? 😂 bi girdik içeri jon bon jovi abimiz karıncadan hallice🐜 sahnede kendisini görebilene aşk olsun. Allahtan kırmızı giyinmiş de öyle seçebildik kendisini. Napsın garibim ömer'in de o kadarına yetmiş parası 😂😂 kendisiyle takılıyoruz bir süredir. Çok eski değil tabi ama ne kadardır birlikteyiz kendimiz de bilmiyoruz çünkü doğaçlama başladı bizim ilişki. ilerde bir yıl dönümümüz olmayacak ya diye düşünüp o konserden birkaç gün sonra o günü seçtik kendimize, her sene o gün kutlayalım diye. O gün 18 temmuz, yani aslında bugün. Yani yıldönümü Ertesi günü basıp Antalyaya gitmiştik tatile. Şimdi? Şimdi anca
Büyükçekmece sahile iner ismail şafaktan dondurma yer geç olmadan eve döneriz 😂 çünkü #bebeklihayat
6 Temmuz 2017 Perşembe
Emerek Uyuma Hikayesi
Annelere bir sorum olacak: memede uyutma ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Kaç aya kadar yapılmalı? Ne zaman bıraktırılmalı? Ve en önemlisi nasıl degiştirilmeli bu alışkanlık? Valla ne yalan söyleyeyim, Güneş uykuya mutlu, huzurlu, güvende hissederek dalsın diye ilk aylar özellikle öyle yaptım. Ilk 3 ay zaten doktorlar bile böyle şeylere müdahale etmeyin diyor. Sonrasında ise genelde doğru bulmuyorlar ama bence ilk 6 ay müdahale edilmemeli. Ama bundan sonrası için karasız ve kafam karışık durumdayım. Bir yanım bırak uykularına huzurlu ve güvende hissederek dalmaya devam etsin, sen de bebeklik günlerinin, mis kokusunun tadını çıkar, zaten doyamayacaksın ve ilerde çok özleyeceksin diyor. Hem bence bebeklerin fiziksel ihtiyaçları kadar duygusal ihtiyaçları da koşulsuz karşılanmalı. Diğer yanım ise her uyandığında uykuya devam etmek için yeniden emmek isteyebilir ve bu da uyku problemine, sebep olur diyorlar, o yüzden artık kendi başına uykuya dalmayı öğrenmeli diyor. (Itiraf edeyim ikinci kısım pek bi hafif kalıyor) 🙃 sizce nasıl olmalı? Hissettikleriniz, okuduklarınız, duyduklarınız neler?
17 Mayıs 2017 Çarşamba
#Çocuğumuteşhiretmiyorum!
ben paylaştığım fotoğraflarla çocuğumu teşhirben paylaştığım fotoğraflarla çocuğumu teşhir mi ediyorum?
Aylardır şu fenomen annelere sataşanlara hayretle bakıyorum, defalarca da yazıp yazıp sildim bu konu ile alakalı. Ne kadar çok seveni varsa insanın o kadar da sevmeyeni, tahammül edemeyeni oluyor. Sırf diğerini kötü hissettirmek adına bel altı vuranlar, fiziksel özelliklerinden tutun da eğitimiyle, ailesiyle, el kadar bebeğiyle uğraşan yüzlerce insan var. Ne kazanıyorlar cidden bunu yaparak? Laf olsun diye sormuyorum gerçekten merak ediyorum ellerine ne geçtiğini. Ego tatmini? Başka cevap gelmiyor aklıma. Şimdi soru şu; ben bebeğimin fotoğrafını paylaşıyorsam kime ne? Ne çocuğuma ne de başka birine zararı yokken neden insanları rahatsız ediyor bu konu bu kadar? Dün gece Güneşi emzirmek için kalktım, uyuklamamak için de telefonu aldım elime. Kim olduğu belirsiz bir hesap bana malum avukatın #çocuğunuteşhiretme konusuyla ilgili yazdığı bazı postları yollamış DM olarak. Postlardan biri Amerika'da çocuklarının velayeti kendilerinden alınan bir aile ile ilgili. Darısı bizimkilerin başına gibi bir şey demiş. İlgili haberi okudum, çocuğun fotoğraflarını paylaşmak falan değil ailenin yaptığı, teşhir etmek bile değil. Resmen eziyet. Şimdi bu olayla çocuğunun fotoğrafını paylaşanı nasıl bir tutarsın sen? Insanları bu şekilde nasıl huzursuz edersin? Bir çeşit yıldırma politikası mi bu? Gece mesajları görünce oturup ağladım ve bu şekilde tacize uğrayan annelerin ne hissettiğini bir düşündüm de, çok sabırlılarmış. Sosyal medya olarak bir tek instagram aktif olarak kullanıyorum ama bu olay beni cidden tiksindirdi. Hem inadına fotoğraf paylaşasım hem de hesabı kapatıp gidesim var. Sıradan bir ig kullanıcısı olduğumu düşünürsek bir şey paylaşmam veya hesabı kapatmam pek kimsenin de umrunda olmaz ya o da ayrı mesele. Sadece bunu yaşamış tüm annelerin huzurunu kaçırmanın acısı çıkar umarım. Başka da bir şey istemem.
Ps: hakkını koruyacak çocuk arayanlar, hergün aile içinde ve okulda cinsel istismara uğrayan çocuk haberi çıkıyor, kendilerini o çocukları korumaya, savunmaya adayabilirler.
#internetanneleri mi ediyorum?
Aylardır şu fenomen annelere sataşanlara hayretle bakıyorum, defalarca da yazıp yazıp sildim bu konu ile alakalı. Ne kadar çok seveni varsa insanın o kadar da sevmeyeni, tahammül edemeyeni oluyor. Sırf diğerini kötü hissettirmek adına bel altı vuranlar, fiziksel özelliklerinden tutun da eğitimiyle, ailesiyle, el kadar bebeğiyle uğraşan yüzlerce insan var. Ne kazanıyorlar cidden bunu yaparak? Laf olsun diye sormuyorum gerçekten merak ediyorum ellerine ne geçtiğini. Ego tatmini? Başka cevap gelmiyor aklıma. Şimdi soru şu; ben bebeğimin fotoğrafını paylaşıyorsam kime ne? Ne çocuğuma ne de başka birine zararı yokken neden insanları rahatsız ediyor bu konu bu kadar? Dün gece Güneşi emzirmek için kalktım, uyuklamamak için de telefonu aldım elime. Kim olduğu belirsiz bir hesap bana malum avukatın #çocuğunuteşhiretme konusuyla ilgili yazdığı bazı postları yollamış DM olarak. Postlardan biri Amerika'da çocuklarının velayeti kendilerinden alınan bir aile ile ilgili. Darısı bizimkilerin başına gibi bir şey demiş. İlgili haberi okudum, çocuğun fotoğraflarını paylaşmak falan değil ailenin yaptığı, teşhir etmek bile değil. Resmen eziyet. Şimdi bu olayla çocuğunun fotoğrafını paylaşanı nasıl bir tutarsın sen? Insanları bu şekilde nasıl huzursuz edersin? Bir çeşit yıldırma politikası mi bu? Gece mesajları görünce oturup ağladım ve bu şekilde tacize uğrayan annelerin ne hissettiğini bir düşündüm de, çok sabırlılarmış. Sosyal medya olarak bir tek instagram aktif olarak kullanıyorum ama bu olay beni cidden tiksindirdi. Hem inadına fotoğraf paylaşasım hem de hesabı kapatıp gidesim var. Sıradan bir ig kullanıcısı olduğumu düşünürsek bir şey paylaşmam veya hesabı kapatmam pek kimsenin de umrunda olmaz ya o da ayrı mesele. Sadece bunu yaşamış tüm annelerin huzurunu kaçırmanın acısı çıkar umarım. Başka da bir şey istemem.
Ps: hakkını koruyacak çocuk arayanlar, hergün aile içinde ve okulda cinsel istismara uğrayan çocuk haberi çıkıyor, kendilerini o çocukları korumaya, savunmaya adayabilirler.
#internetanneleri
Aylardır şu fenomen annelere sataşanlara hayretle bakıyorum, defalarca da yazıp yazıp sildim bu konu ile alakalı. Ne kadar çok seveni varsa insanın o kadar da sevmeyeni, tahammül edemeyeni oluyor. Sırf diğerini kötü hissettirmek adına bel altı vuranlar, fiziksel özelliklerinden tutun da eğitimiyle, ailesiyle, el kadar bebeğiyle uğraşan yüzlerce insan var. Ne kazanıyorlar cidden bunu yaparak? Laf olsun diye sormuyorum gerçekten merak ediyorum ellerine ne geçtiğini. Ego tatmini? Başka cevap gelmiyor aklıma. Şimdi soru şu; ben bebeğimin fotoğrafını paylaşıyorsam kime ne? Ne çocuğuma ne de başka birine zararı yokken neden insanları rahatsız ediyor bu konu bu kadar? Dün gece Güneşi emzirmek için kalktım, uyuklamamak için de telefonu aldım elime. Kim olduğu belirsiz bir hesap bana malum avukatın #çocuğunuteşhiretme konusuyla ilgili yazdığı bazı postları yollamış DM olarak. Postlardan biri Amerika'da çocuklarının velayeti kendilerinden alınan bir aile ile ilgili. Darısı bizimkilerin başına gibi bir şey demiş. İlgili haberi okudum, çocuğun fotoğraflarını paylaşmak falan değil ailenin yaptığı, teşhir etmek bile değil. Resmen eziyet. Şimdi bu olayla çocuğunun fotoğrafını paylaşanı nasıl bir tutarsın sen? Insanları bu şekilde nasıl huzursuz edersin? Bir çeşit yıldırma politikası mi bu? Gece mesajları görünce oturup ağladım ve bu şekilde tacize uğrayan annelerin ne hissettiğini bir düşündüm de, çok sabırlılarmış. Sosyal medya olarak bir tek instagram aktif olarak kullanıyorum ama bu olay beni cidden tiksindirdi. Hem inadına fotoğraf paylaşasım hem de hesabı kapatıp gidesim var. Sıradan bir ig kullanıcısı olduğumu düşünürsek bir şey paylaşmam veya hesabı kapatmam pek kimsenin de umrunda olmaz ya o da ayrı mesele. Sadece bunu yaşamış tüm annelerin huzurunu kaçırmanın acısı çıkar umarım. Başka da bir şey istemem.
Ps: hakkını koruyacak çocuk arayanlar, hergün aile içinde ve okulda cinsel istismara uğrayan çocuk haberi çıkıyor, kendilerini o çocukları korumaya, savunmaya adayabilirler.
#internetanneleri mi ediyorum?
Aylardır şu fenomen annelere sataşanlara hayretle bakıyorum, defalarca da yazıp yazıp sildim bu konu ile alakalı. Ne kadar çok seveni varsa insanın o kadar da sevmeyeni, tahammül edemeyeni oluyor. Sırf diğerini kötü hissettirmek adına bel altı vuranlar, fiziksel özelliklerinden tutun da eğitimiyle, ailesiyle, el kadar bebeğiyle uğraşan yüzlerce insan var. Ne kazanıyorlar cidden bunu yaparak? Laf olsun diye sormuyorum gerçekten merak ediyorum ellerine ne geçtiğini. Ego tatmini? Başka cevap gelmiyor aklıma. Şimdi soru şu; ben bebeğimin fotoğrafını paylaşıyorsam kime ne? Ne çocuğuma ne de başka birine zararı yokken neden insanları rahatsız ediyor bu konu bu kadar? Dün gece Güneşi emzirmek için kalktım, uyuklamamak için de telefonu aldım elime. Kim olduğu belirsiz bir hesap bana malum avukatın #çocuğunuteşhiretme konusuyla ilgili yazdığı bazı postları yollamış DM olarak. Postlardan biri Amerika'da çocuklarının velayeti kendilerinden alınan bir aile ile ilgili. Darısı bizimkilerin başına gibi bir şey demiş. İlgili haberi okudum, çocuğun fotoğraflarını paylaşmak falan değil ailenin yaptığı, teşhir etmek bile değil. Resmen eziyet. Şimdi bu olayla çocuğunun fotoğrafını paylaşanı nasıl bir tutarsın sen? Insanları bu şekilde nasıl huzursuz edersin? Bir çeşit yıldırma politikası mi bu? Gece mesajları görünce oturup ağladım ve bu şekilde tacize uğrayan annelerin ne hissettiğini bir düşündüm de, çok sabırlılarmış. Sosyal medya olarak bir tek instagram aktif olarak kullanıyorum ama bu olay beni cidden tiksindirdi. Hem inadına fotoğraf paylaşasım hem de hesabı kapatıp gidesim var. Sıradan bir ig kullanıcısı olduğumu düşünürsek bir şey paylaşmam veya hesabı kapatmam pek kimsenin de umrunda olmaz ya o da ayrı mesele. Sadece bunu yaşamış tüm annelerin huzurunu kaçırmanın acısı çıkar umarım. Başka da bir şey istemem.
Ps: hakkını koruyacak çocuk arayanlar, hergün aile içinde ve okulda cinsel istismara uğrayan çocuk haberi çıkıyor, kendilerini o çocukları korumaya, savunmaya adayabilirler.
#internetanneleri
7 Mart 2017 Salı
Doğum Hikayesi
Son 10 gündür her akşam yaptığım gibi o akşam da belki bu gece doğururum diyerek duş aldım, evi topladım öyle uyudum. Sabah 6.20 de sancıyla uyandım. Önce yalancı sancılardan biri sandım ama yataktan kaldıracak kadar şiddetliydi. Ömer de farkı anlamış olacak ki sancının geldigi saati aklında tutmuş:) Sancı dindiğinde az bekledik devamı gelecek mi diye, 6 dk sonra tekrar geldi. Bir 6 dk sonra da 3. sancı. Kalktım duş aldım,giyinip makyaj bile yaptım. Sonraki 1 saat boyunca sancılar ortalama 5-6 dk ara ile gelmeye devam etti. Şiddetli, epey inletiyor fakat 45-50 saniye kadar sürüp kesiliyor ya, sonraki sancıya kadar gayet neşeliyim, gülüp oynuyorum ben, acayip mutluyum. Doğuma kadar böyle gidersem benden iyisi yok ya deyip deyip keyiflendim. Harika bir doğum hikayem olacak diye de düşündükçe daha da şenlendim. Kahvaltı da yapalım öyle çıkalım dedik ama o sıra sancılar 3-4 dk da 1 e düşünce açılma 4-5 cm olmuştur ya diye düşündüğümden ağzımıza çok acele bir şeyler atıp çıktık hemen. Evden çıkarken sancıyla uyandığımın üzerinden 2 saat geçmişti. Yani artık hastaneye gitmek için de erken değildi. Hastaneye gidince poliklinikteki kıza doğurmaya geldim ben dedim gülerek, öyle hevesliyim. Birkaç saate kızımı görecem, ben neşeli olmayayım da kimler olsun di mi? Bu arada beni yalancı çıkaracak diye mi bilmiyorum hastanede sancılar kesildi yaklaşık 1 saat (nst ye bağlı olduğum süre). doktor nst yi gördü, sancın yok dedi ama o sıra tekrar başladı sancılar. Vajinal muayene yaptı ve acilma daha 1.5 cm di! Neyin sancısı o zaman bu böyle ya diye bi moralim bozuldu tabi. Git guzel bir kahvalti yap, kahve iç ve gel tekrar nst ye bağlan dedi. Of of isimiz uzun. Neyse kahvaltıdan sonra bir nst daha ve tekrar muayene. Bingo! Sancım vardı( çok düzenli olmasa da, açılma 2 cm ve bebek de kanala yerleşmiş sonunda. Seni yollamak istemiyorum, bence yatışını yapalım çünkü bu bebek bugün doğar gibi dedi. Ben eve gitmekte ısrar edince doktorum en ufak bir problemde veya sancıların şiddetlenmesi halinde hemen hastaneye geleceğime dair kağıt imzalamamı istedi. Neyse o zaman yatış yapalım bari dedik usul usul. Dr süreci rahat geçirmem için epidural önerdi, doğumu hızlandırmak için de suni sancı çünkü daha 2 cm açılmada ben yerlere yatacak gibi oluyordum. 10 cm e gelmesi 24 saat sürebilirdi ve bu başlangıç sancılarını bile bu denli hissetmem doktoru düşündürmüştü. Ben dayanırım sancıya, o kadar da kötü değil dedim. Hayatımda kaç kere yaşayacağım ki bu anları, her anını hissetmek, dolu dolu yaşamak istiyorum diye düşündüm. Aklımdan zorum varmış sanırım.
Odaya çıktık, hemşire giyeceğim önlüğü getirdiği sıra bi sancı daha vurdu, ben dizlerimin üzerine çöktüm nefes aldım ve sancının geçmesini bekledim. Hemşire "daha şimdiden böyle kıvranıyorsan doğum sancın başlayınca napıcan sen?" deyince bi tırsmadım değil hani. Neyse üzerimi giyindim nst ye bağlandım ve anneme haber verdim. Acele etmeyin daha akşamı bulur benim doğurmam dedim ama ben arar aramaz çıkıp geldiler. Annemin yanında bile rahat edemedim o gün. Normalde herkes yanımda olsun, hayatımın belki de en önemli gününü herkesle paylaşayım istedim hep. Aylarca herkese nasıl haber veririm, Anadolu yakasındaki kuzenlerim nasıl gelir, vaktinde yetişir mi diye düşündüm durdum ama o gün her şey değişti. Yanımda Ömer'den başka kimseyi istemedim. Ilerleyen saatlerde annemi odadan kovduğum bile doğrudur:) Anadolu yakasinda oturan ve tüm gün fotoğraf ve videolarımı çekecek olan kuzenime bile öğleden sonra haber verdim akşam doğuracağım ama sakın erkenden gelmeyin diye de tembihledim.
Öğle saatlerinde sancılar şiddetlenmeye başladı. Ooh açılma hızlandı diye seviniyordum. Annemle sohbet ediyordum, bolca yürü, hareket et dediler ya, ben odada dans bile ettim. Annem de o hallerimin bir kısmını videoya almış:) Tam 3 hafta oldu doğum yapalı ve şimdi o videolari izleyince ne kadar da rahatmışım o saatler diyorum içimden. Bu arada sık sık gelip açılma ne kadar olmuş kontrol ediliyor tabi. Saat 3 gibi yapılan kontrolde ebe hala 2 cm daha deyince neee!? diye haykırasım geldi. İnanamadım. Sancılar düzene girmişti artık, epeyce açılma olması gerekiyordu. Hani hamilelik boyunca yürüyüş yapanların doğumu daha hızlı ve kolay oluyordu? Gebeliğimin son 4 ayı düzenli yürüyüş yapmıştık, hem gebelik şekerim olduğu hem de doğum kolay olsun diye. Arkadaşlarımdan da yürüyüş sayesinde sancının başlaması ve bebeğini kucağına alması 20 dk süren, 2 saatte pat diye doğuranlar, 4-5 cm açılmaya kadar olan süreyi sancı hissetmeden geçirenler gibi ne iç rahatlatıcı hikayeler dinlemiştim halbuki meğer benimki şu "15-20 saat sancı çektim" li doğum hikayelerinden biri olacakmış.
Sabah 6.20 de başlayan sancı öğleden sonra 3 olduğunda beni aşırı yormuştu. 48 saattir uyumuyor gibi yorgun hissediyordum kendimi. Doğum sancısı yatakta bile çekiyor olsan insanı ciddi anlamda yoruyormuş gerçekten. Artık ağrılara tahammülüm de kalmamıştı. Bu süreci mümkün olduğu kadar müdahalesiz geçirmek istiyordum ama bu kadar zorlanacağımı düşünmemiştim Baktım olacak gibi değil, kahramanlık yapmaya hiç gerek yokmuş diyerek epidural ve suni sanci aynı anda oluyor mu diye sordum ebeye. Oluyor fakat 3 cm olması lazım önce açılmanın dedi. Isyeeaaaan diye bagirmamak için zor tuttum kendimi. Belki de sancılar daha da şiddetlenmemişti, sadece ben yorgunluk ve saatler süren sancılar sonucu olan tahammülsüzlükten dolayı dayanamadım bilmiyorum ama sinirim de bozulmaya başladı. O sıra doktorum kontrole geldi. "Dayanamıyorum artık epidural istedim ama 3 cm olması gerekiyormuş" dedim. Halime acımış olacak ki hayır hayır hemen yapsınlar dedi.
Bir ara suyum geldi ve Güneş hanımın kaka yaptığı anlaşıldı. Stres yaptık tabi bunu duyunca. Hemen nst ye bağlandım. Kalp atışları sürekli olarak düşüyordu, e sancı geldikçe fena oluyorum bebek de strese giriyor tabi. Ömer'in hatırlatmaları ile düzgün nefes aldığımda kalp atışları düzeliyor, ben acıdan nefesi falan unutunca yine düşüyordu.
Epiduraldan hemen önceki kontrolde açılma da 3 cm olmuştu nihayet. Epidural yapıldı rahatladım. Suni sancı da istedim, bir an önce doğurayım artık gücüm kalmadı dedim. Doktor yapmadı, bu sancıları zor geçiriyorsun, ona dayanamazsın dedi. (Bu bilgiyi Ömer'den aldım zira ben hiç hatırlamıyorum doktorun öyle söylediğini) İyi ki de yapmamış ama.
Ilk doz epiduraldan kısa süre sonra açılma epey hızlandı. 2. dozu hemen arkasından yaptılar. Bu noktadan sonra zaman kavramını resmen yitirdim. Bir süre dinlendim. Herkes uyu dese de ben sarhoş gibi uzandığım yerden annemle sohbet falan ettim. Açılma 5 cm olduğunda sancıları yeniden hissetmeye başladım, bir doz daha yaptılar ama hiiiç etkisi olmamış gibiydi. Uyuşma var, bacaklarımı falan hissetmiyorum ama acayip bi ağrı, sancı. Öyle böyle değil. Dakika başı ebe gelip kontrol ediyor durum ne diye. Kontrollerden birinde ebe açılmayı kontrol ederken "dayanamıyorum artık, tahammülüm kalmadı ağrıya, yapamayacam ben, sezeryan yapın alın şunu içimden artık" diyerek acıdan ağladığımı hatırlıyorum. 8 cm olmuşsun, olmaz artık falan diye bir şeyler geveledi ebe. Bir doz daha epidural yapıldı fakat bacaklar yine uyuşuk ağrı yine devam. O sırada saat kaç bilmiyorum. Kısa süre sonra tekrar geldi, yarım saat sonra doğurmuş olacaksın az daha dayan dedi ve gittiii. Yarım saat mi? Her dakika bana yarım saat gibi geliyor zaten. O saatlerde hislerim tam olarak şu şekilde: Bir daha çocuk falan yapmammmm ne berbat bişey bu doğum. Hayatımın en kötü günü bu vs vs... Halbuki doğum sancılarını çok sakin karşılayacaktım, kızıma kavuşuyorum falan diye kendimi sakinleştirecektim güya 🙄 kız falan aklıma gelmedi "ne olursa olsun bitsin artık şu ağrı" aklımdan geçen tek şeydi. Doğum hiç gözümü korkutmazdı benim hamileyken, meğer çok küçümsemişim kendisini😂
Neyse doğumhaneye aldılar beni, sarhoş gibiyim kafamı zor ayakta tutuyorum, her şey bulanık. Zaten tekerlekli sandalyeye zor oturttular, bacaklar felç epiduralden. Çatala yatırdılar beni. Ömer nerde falan diye söylenmeye başladım. Doktorum daha gelmemiş. Birden epidural yüzünden ıkınamayacağım geliyor aklıma. Evet, sancılar şiddetlendiğinden beri Güneş aklıma ilk kez geldi 🙈 Bu arada nst hala bağlı, doğum bitene kadar da bağlı kaldı. Neyse Ömer geldi, doktor geldi. Bu kısım cidden cok puslu,.bana ıkın dediler, denedim ama mümkün değil hissetmiyorum hiçbir şey. Karnımdaki ağrı dışında felcim resmen. Çok güzel ıkınıyorsun ama yeterli değil, ebe yardımcı olacak dedi doktor ve ardından ebe resmen üzerime çıktı dirseği ile, doğum sancısı yetmiyor bir de dirsek sancısı çekiyorum. Ikınırken bir de ebenin ağırlığı ile nefesim kesildi. Sanırım toplamda 3 kez ıkındım (ıkınmaya çalıştım) ve o sıra bi bebek ciyaklaması duydum ki Ömer eğilip "sapsarı saçları var" dedi. Baya bi sevinçli geliyordu sesi. Kafamı kaldırıp baktım ama sadece bacakları görebildim. O sıra hemen kesmeyin dediğimi hatırlıyorum. O durumda nasıl hatırladıysam artık:) Doktorla kordon kanı meselesini daha önce konuşmayı neden akıl edemedim hiç bilmiyorum ama birkaç dakika daha geç kesmiş olmasını isterdim. Neyse ne zaman söyledim net hatırlamıyorum ama ebeye hemen göğsüme koyun demiştim. 2 dk kadar sonra koydular göğsüme. Ahh🙏 nasıl güzeldi. Titredim iliklerime kadar. Ama o anı fazla uzatmadılar tabi aldılar Güneş'i. Emzirmek de aklima gelmedi o an. O sırada fotoğraf çekmişler poz bile vermişim ama hiç hatırlamıyorum. Fotoğrafı görünce epey şaşırmıştım.
Herşey bittiğinde kusmaya ve titremeye başladım. Kendimi çok kötü hissettim hiç öyle mutlu falan değildim. Bacaklarım tamamen uyuşuk 3 kişi zor kaldırıp koydu beni sandalyeye. Titreme odaya gidene kadar da geçmedi. Neyse her şey bitmişti. Ağrı kesicilerin gözünü seveyim ya. Ağrı eşiğim öyle düşükmüş ki epidural yapılmamış olsa kesin doğum sırasında bayılırmışım, epidurali yapan şahıs söyledi bunu. Ben de kendimi acıya dayanıklı zannederdim 🙄😂 bir hikayenin daha sonuna geldik:). En kısa şekilde yazmaya çalıştım. Cümleten geçmiş olsun:)
Fotoğraflar için instagram hesabım: https://www.instagram.com/novoluni/ (@novoluni)
14 Aralık 2016 Çarşamba
Güneşli Günler Diliyorum Tüm Çocuklara
Son günlerim olmasına rağmen fotoğraf çekmiyorum bir süredir. Malum dünya b.k çukuru olmuş. Öyle kötü şeyler oluyor ki insan anne olmanın sevincini bile yaşayamıyor. Resmen utanıyor mutlu olmaya. Oysa nasıl eşsiz bir heyecan yaşıyoruz tarifi yok. Bugün buradan çok sevgili bir anne adayı özetle dedi ki; neler hissettigini anlıyorum fakat bugünlerin telafisi yok, dünyada kötü şeyler oluyor evet, lakin yüzümüzü gülümsetecek sebeplere, umuda çok ihtiyacımız var. Gülümse ve bol bol fotoğraf çek. Onca kötü haberin arasında fotoğraflarını görünce gülümseyeceğime eminim🌸 Ben de öyle yaptım. Biz anne adaylarının hayatı durma noktasına getirmek gibi bir şansı yok. Biz ne hissediyorsak onlar da aynısını hissediyor. Biz mutsuz onlar mutsuz, biz mutlu onlar mutlu... Hem biz mutsuz olursak nasıl mutlu bir bireyler yetiştirebiliriz ki? Bir de biz umutsuz olursak onlar için umut dolu bir dünyanın hayalini nasıl kurabiliriz ki? Güneşli günler diliyorum tüm çocuklarımıza.
Bu da 38+5 ten bir selam olsun size🙋
https://www.instagram.com/novoluni/
![]() |
| hamilelik |
Bu da 38+5 ten bir selam olsun size🙋
https://www.instagram.com/novoluni/
23 Kasım 2016 Çarşamba
Meğer Hamilelik Boşuna 9 Ay Değilmiş!
Hamileliğin 9 ay sürmesi boşuna değil. Evet, bebeğin anne rahmi dışında yaşamını sürdürebilecek hale gelmesi 9 ay sürüyor fakat bence tek sebebi bu değil. Bu başlarda hiç bitmeyecek gibi gelen 9 ay kadını da anneliğe hazırlıyor. Sadece fiziksel anlamda değil, ruhen de bir kadının hazır olması ancak o kadar zamanda mümkün oluyor sanırım. Gebeliğin ilk ayları zaten hamilelik haline alışmaya çalışmakla geçiyor. Kendini ne kadar hazır da hissetse, anne olmayı ne kadar çok istese de bebeğin varlığını öğrendiği zaman içinden de olsa gerçekten buna hazır olup olmadığını sorgulamayan var mı merak ediyorum.
Gebeliğimin ilk aylarında yaşadım ben bunu. "Okulu bitirmeyi mi bekleseydim?" Acele mi ettim?" "Doğru bir zamanda mi oldu?" "Ya duygusal olarak altından kalkamazsam bu yükün?"... gibi bir ton soru vardı aklımda. Belki şaka zannedersiniz ama ilk aylarda ciddi anlamda günün büyük bir kısmında hamile olduğumu unutuyordum. Ne kadar çok istemiş olsam da bedenimde bir insan büyüdüğü fikrini benimsemem epey vakit aldı.
İkinci trimesterda hamile olduğumu daha az unutur oldum, biraz daha alıştım varlığına fakat hala benimseyememiştim. Sosyal medyada daha karnı küçücükken "minik mucizesine" aşık olan, ona şarkılar söyleyip duygusallaşan anne adaylarını gördükçe ya onlar abartıyor yada herhalde ben çok öküzüm ve annelik içgüdülerim yeterince kuvvetli değil diye düşündüğümü hatırlıyorum. Çocukları olan arkadaşlarıma "ben hala sahiplenemedim, içimde böyle tarif ettikleri gibi bir sevgi yok, benimseyemedim, kendimi anne gibi veya anne olacakmış gibi hissetmiyorum, o dedikleri çılgınca sevgiyi ben hala hissedemedim, normal mi?" bu diye sordum. Onu, insanların tarif ettiği o akıl almaz aşkla sevemeyeceğim düşüncesi belirdi kafamda. Arkadaşlarımın verdiği cevap ise hep "daha önce yaşamadığın için nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorsun, hissettiğin gayet normal, kucağına aldığın an değişiyor her şey" oldu.
Meğer tam olarak öyle değilmiş o. Meğer 3. trimesterın sonlarına doğru öyle bir benimseniyormuş ki, inanın aklım almıyor şuan hissettiklerimi. 6 aylık gebeyken "amaaan bebek var işte karnimda, doğunca göreceğiz nasıl olsa kendisini derken, son haftalarda kendini tarif edemediğin duygular içinde bulabiliyormuşsun. Sanki yıllardır tanıyormuşsun da uzak kalmışsın, öyle bir hasret oluyor içinde. Elinde olsa içine içine sokarak sarılmak istiyormuşsun. Yumuşak saç telleri için, belki dünyaya düştükten hemen sonra yüzünde belli belirsiz olusacak bir tebessüm için bile dünyayı yakabilecek güce sahipmişsin gibi hissediyormuşsun meğer. Minik ayaklarını, ellerini düşündükçe için eriyormuş, kafayı yiyecek gibi oluyormuşsun. Ona banyo yaptırdığın anları hayal ederken buluyormuşsun kendini. Sonra bir battaniyeye sarıp kucağına aldığında meme aramaya başlayışını, emzirirken ona sadece sütünü değil, her şeyini vermek istediğini hissediyormuşsun. Dünya orada dursun istiyormuşsun. Hayatımda hiç bu kadar farklı bir şey hissedeceğim aklıma gelmemişti. "Annelik kutsal" "evlat sevgisi başla şeye benzemez" laflarını çocukluktan başlarsınız duymaya. Klişeleşmiştir artık. Görmek, yaşanılana şahit olmak başka, yaşamak çok başkaymış meğer.
![]() |
| Hamilelik |
Arkadaşlarıma bu hislerimden bahsettiğimde "daha dur sen, bir doğsun, o zaman göreceksin asıl" diyorlar. Eminim çok daha farklı olur, ama şimdiden o anı düşününce ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Yıllardır özlemini çektiğim şeymiş meğer bu, ama haberim yokmuş. Öyle derinden hissediyorum ki bunu, daha nasıl tarif ederim bilmiyorum.
Benim bunları hissetmem için 8 ayı doldurmam gerekiyormuş demek ki. Kimi doğuma kadar hissetmez, kimi daha bebeği susam tanesi kadarken hisseder, bilemem. Ama bence bu hisler artık anneliğe hazır olduğunun gerçek kanıtı. Şu saatten sonra da minik susamına şarkılar söyleyen, aşkla yanıp tutuşan anne adaylarına garipseyen gözlerle bakmayacağım, izci sözü:)
Etiketler:
40 hafta,
9 ay,
Anne,
anne oluyorum,
Anne-Bebek,
annelik,
bebek,
bebek sevgisi,
blogger,
Evlat sevgisi,
gebe,
Gebelik gebeyim,
Hamile,
hamilelik,
Hamilelik depresyonu,
Hamilelik hormonları,
hamileyim
12 Ekim 2016 Çarşamba
7 Ayın Hikayesi
| hamilelik |
Yazıya ilk 6 ayın hikayesi diye başladım fakat bir konu netlik kazanana kadar bitirip yayınlamak istemediğim için geçen sürede neredeyse 30. haftayı (7 ayı) doldurdum. Bu sebeple 7 ayın hikayesine döndü konu başlığı:) Dolayısı ile bir sonraki yazı da muhtemelen son 2 ayın hikayesi (olaysız geçerse de doğum hikayesi) olacak.
En başından beri acayip ikna olmuştum hamileliğimin çok rahat, sorunsuz ve harika geçtiğine. İlk aylar yaza geldiği için bolca gezdik, tatil yaptık denize girdik. Çoğu kadının son aya kadar yaşadığı mide bulantısı, kusma şikayetleri bende toplasan 5 kez anca olmuştu. O da yumurta, ağır yemek kokusu gibi şeyler olduğunda ortaya çıktığı için hiç ama hiç zorlanmadım. Uykum, halsizliğim ve migren ağrılarım artmıştı ama bol bol gezdiğim için çok fazla hissetmedim. Evde geçirdiğim günler ayağa kalkmaya halim olmuyordu o ayrı:) Dördüncü ay bitince o uyku hali falan da pek kalmadı zaten. Neyse ilk üç ay için yazılacak çok fazla bir şey yok, gelelim ikinci üç aya.
Hamile kalmadan bile önce nasıl doğum yapacağıma bile karar vermiş olduğum için tercih ettiğim hastane de buna uygun olmalıydı. Suda doğum videolarına takıktım bir süredir ve kesin olarak suda doğum yapmalıydım. Bilen bilir, çok yaygın değil Türkiye'de bu doğum şekli. Ecnebi memleketlerde millet patır patır suda doğum yaparken bizde hala sağlıklı olmadığını savunuyor doktorlar ve hemşireler. Hastanemi seçtim seçmesine fakat zaten ilk doğumda suda yaptırmadıklarını da öğrendim. Epizyotomi (doğumda atılan kesi) şartmış. rastgele yırtılmalar olması durumunda tamiri olmuyormuş onun. Haseki'de katıldığım gebelik okulunda ikna oldum nasıl olduysa ve suda doğumdan da vazgeçişim bu şekilde oldu. Tabi aynı doktora gitmeye devam ettim kendisine pek ısınamasam da. Fakat o hastane de doktor da artık vazgeçilmez değildi benim için.
Neyse, hamileliğimde yaşadığım ilk sinir bozucu olayı anlatmak istiyorum hemen. Muayenelerden birinde doktor bebeğin beynine takıldı, tekrar tekrar baktı ve bebeğin beyninin bir tarafının gelişmediğini, diğerine göre oldukça küçük kalmış olduğunu fakat en doğru bilgi için bir perinatologa görünmem gerektiğini söyledi ve bize bir perinatologa yönlendirdi. Doktoru aradık fakat tam 2 gün sonraya randevu alabildik. 2 Gün! Bebeğimde bir sorun var şüphesiyle nasıl yaşar insan 2 gün hiçbir şey olmamış gibi? Nasıl beklerdim 2 gün bu belirsizlikle? Hastaneden çıkınca eve gidemedik. öyle büyük bir acı hissettim ki tarifi yok bende. Bebek bekleyenler ve anneler tahmin eder nasıl hissettiğimi. Sahile inip biraz yürüdük ve yürürken karar verdim ne yapacağıma. 'Yarın hastaneye gideceğim, Haseki'ye. Güvenmiyorum ben bu doktora' dedim Ömer'e. Hemen randevu aldım, şansıma 1 gün sonrasına boşluk vardı randevularda. Normalde imkansıza yakındır oradan 1 gün önceden randevu alabilmek, bilen bilir.
Neyse, hamileliğimde yaşadığım ilk sinir bozucu olayı anlatmak istiyorum hemen. Muayenelerden birinde doktor bebeğin beynine takıldı, tekrar tekrar baktı ve bebeğin beyninin bir tarafının gelişmediğini, diğerine göre oldukça küçük kalmış olduğunu fakat en doğru bilgi için bir perinatologa görünmem gerektiğini söyledi ve bize bir perinatologa yönlendirdi. Doktoru aradık fakat tam 2 gün sonraya randevu alabildik. 2 Gün! Bebeğimde bir sorun var şüphesiyle nasıl yaşar insan 2 gün hiçbir şey olmamış gibi? Nasıl beklerdim 2 gün bu belirsizlikle? Hastaneden çıkınca eve gidemedik. öyle büyük bir acı hissettim ki tarifi yok bende. Bebek bekleyenler ve anneler tahmin eder nasıl hissettiğimi. Sahile inip biraz yürüdük ve yürürken karar verdim ne yapacağıma. 'Yarın hastaneye gideceğim, Haseki'ye. Güvenmiyorum ben bu doktora' dedim Ömer'e. Hemen randevu aldım, şansıma 1 gün sonrasına boşluk vardı randevularda. Normalde imkansıza yakındır oradan 1 gün önceden randevu alabilmek, bilen bilir.
Ertesi sabah erkenden gittik, muayene olmadan önce doktora anlattım durumu, ultrasonla baktı. Ben bir sorun görmüyorum fakat kesin bir şey söyleyemem diyerek beni daha önce Haseki'de birlikte çalıştığı ve çok iyi bir doktor olduğunu söylediği bir perinatologa yönlendirdi. Koşar adım o doktorun yolunu tuttuk. Durumu baştan aşağı bir kez de o doktora izah ettim. Beni muayeneye aldı randevum olmamasına rağmen. "Neye göre söylüyorlar böyle bir şeyi, hiç mi bilmiyorlar ölçüm yapmayı?" diye diye birkaç kez ölçüm yaptı ve hiçbir sorun olmadığını söyledi, ekrandan da göstererek bana iki beyin lobunun eşit olduğunu gösterdi ve içimi rahatlattı. Rapor yazdı doktoruma göstereyim diye de. Bir de ayrıntılı ultrason için randevu verdi. Zıplaya zıplaya çıktım muayeneden. Nasıl rahatladım nasıllll:) Ömer de öyle tabi. Belli etmese de epey korkmuştu.
Bu olaydan sonra zaten ilgisiz ve suratsız olan doktorumdan iyice de soğumuştum ve başka doktor arayışlarına da başlamıştım. Fakat nasıl olduysa kontrolde gayet ilgili, güler yüzlü ve anlayışlı birine dönüştü kadın. Bir şans daha verelim diyerek 1 ay sonraki randevumuzu da aynı doktordan aldık. Kendisini bana tavsiye eden diğer gebe arkadaşlara şeker yüklemesi yapmamış olan kişi ısrarla benden şeker yüklemesi yaptırmamı istedi. Sorun onlardan neden istemedi de benden istedi değil aslında. Sadece sebebini sorduğumda "ben öyle istiyorum" şeklinde bir cevap vermiş olması rahatsız etti beni. Şüphelendiğin bir şey varsa söyle değil mi? Yok, illa ki ukalalık yapacak. Neyse kendisine hiç güvenmediğim doktorun tavsiyesiyle yaptırdım şeker yüklemesini de ve sonucu 140'tan fazla olmaması gereken şeker yüklemesinde benim test sonucum 198 çıkmıştı! Sonucu öğleden sonra telefonda söyledi. Yalnız sonucu söylemeden önce bana neden şeker yüklemesi yapılmasını istediğini sordu. O an küfür edesim geldi kadına, yalan değil. Ne bileyim öyle istediniz işte, bana mantıklı bir sebep söylememiştiniz zaten dedim sonucun çok yüksek olduğunu ve hemen bir dahiliyeye görünmem gerektiğini söyledi. O an yemin ettim bir daha o doktora gitmeyeceğime dair. İnstagramdan takip ettiğim ve benimle aynı semtte, hatta aynı mahallede ikamet eden Pembekurdeleli Nur'a hemen bir mesaj attım ve iyi bir doktor tavsiyesi istedim. Sağ olsun hemen geri dönüş yaptı bana. Yürüyerek bile yarım saat gibi bir sürede gidebileceğim bir mesafedeki bir hastanedeki doktorlardan birini önerdi. Yoğunluğundan ötürü kendisinden randevu almak epey zormuş o ayrı:) Bu arada eski doktorum epey uzak bir hastanedeydi ve trafiksiz bile yarım saatte gitmek mucizeydi. Yakın olması da ayrıca iyi oldu.
Yeni doktorumla ilk randevum inanılmaz iyi geçti. O güne kadar 10 dan fazla kez ultrasona girdim, fakat yeni doktorumla 1 muayenede diğer 10 kontrolün toplamından daha uzun ve kaliteli bir muayene geçirdim. Şeker yüklemesi sonucunu da konuştuk. Sonuçta bir yanlışlık olabileceğini, zira şekerim olduğuna dair bebekte herhangi bir belirti görmediğini söyledi. Ben de ona bayramda ağrı sebebiyle doktora gittiğimde yapılan idrar tahlili sonucunda tahlili yaptıran doktorun idrarda şeker çıktığını söylediğini belirtince dikkat kesildi ve yüksek çıktığı için ikinci bir yükleme yapmayacağını fakat dahiliyeye gidip doktorla görüşmemi ve ölçüm cihazı ile takibimi yapmam gerektiğini söyledi. Aynı gün dahiliyeye göründüm ve ölçüm cihazımı aldım. 1 Hafta sonra kontrole gidip değerlerimi gösterecektim doktora. Yememem gereken şeyler genelde benim beslenme şeklimi oluşturuyordu ve o hafta neredeyse hep aç gezdim. 2 Gün boyunca da ağladım istediğimi yiyemiyorum diye. Düşünün ne pis boğazım :D Hamileyken bile istediğimi yiyemeyecek miyim? Aş erme lüksüm de mi yok? Bu ne biçim hamilelik diye diye ağladım. Mutsuz bir hamilelik geçirmek istemiyordum ama bu gidişle haftalarca istediğim hiçbir şeyi yiyemeyeceğim için ilk hamileliğimin tadını bile çıkaramayacaktım. İlk hafta yediklerime dikkat etmeme rağmen, hatta iki gün üst üste akşam yemeğinde aynı şeyi yediğimde bile bir akşam şeker normal görünmesine rağmen ikinci akşam 150'den fazla çıktığı oluyordu. sinir krizi geçirip ağlamamak elde değil. Yememe izin olan şeylerde bile defalarca yüksek çıktığı oldu. 1 Haftanın sonunda kontrole gittiğimde doktor 1 hafta daha da dikkat ederek ölçümleri yapmamı ve tekrar gelmemi istedi. bunu 2 kez daha tekrarladık. Değerler daha iyiydi fakat yine de arada sebebini anlayamadığım yükselmeler oluyordu dikkat etmeme rağmen. Psikolojimin çökmesine ramak kalmışken internette şekeri nasıl düşürürüm diye google'layıp çare aradım kendime ve google amca sağolsun buldum o çareyi. Yürüyüş! Birkaç makale okudum. Yemeklerden sonra yapılan yarım saatklik yürüyüşler şekerin yükselmemesine yardımcı hatta egzersizler düzenli hale gelirse diyabetten korunmak bile mümkündü yazılanlara göre.. Evlilik yıl dönümümüzde sahilde 1 saat (4.5km) kadar yürüdükten sonra yemeğe gittik ve ben asla yememem gereken bir şey yedim. Beyaz ekmek. hem de koca 3 dilim. Yemek öncesi yürüyüş kesmedi şeker ölçüm saatim gelene kadar inip sahilde biraz daha yürüdük. Sonuç muhteşem. Evde aksam sadece çorba ve salata yediğim zamanlar çıktığı değerlerde çıktı. Bugün özel bir gün deyip bir de dondurma patlattım, şekerim yine yükselmedi. Yalnız o gün toplamda 10 km yürümüş oldum belirteyim. Yarım saatlik yürüyüşün dondurmaya yeteceğini hiç zannetmiyorum.
O günden sonra düzenli yürümeye başladık Ömer'le. Bu arada kendisi aslında gayet fit görünür fakat nahoş bir göbeği vardır itiraf ediyorum, kendisi duymasın:) Ona ayrı yemek pişirmiyorum, ben ne yiyorsam onu yiyor. Beyaz ekmek eve girmeyeli epey oldu dolayısı ile o da yiyemiyor. Benimle yürümesinin ve benim yediklerimi yemesinin sonucunda o nahoş olan göbeği gitti, yemek yediğindeki şişkin hali bile göbeksiz olmaya başladı :) Yaklaşık 12 gündür sabahları ve akşamları olmak üzere günde 2 kez yürüyüşe çıkıyoruz ve yemek yerken çok daha rahatım. 2 Gün önce doktora son 1 haftalık ölçümlerimi götürdüğümde aslında arada kaçamak yaptığımı ama yürüyüş yaptığım için şekerin yükselmediğini söylediğimde çok sevindi ve böyle devam etmemi, yeniden yükselmeler yaşarsam koşa koşa kontrole gelmem gerektiğini söyledi. Yalnız yememem gereken şeyleri yiyip de yemek sonrası yürümediğimde hiç hoş olmayan sonuçlar çıkıyor ölçümlerde. Zaten kendimi de inanılmaz kötü hissediyorum şekerim yükseldiğinde. Artık hissedebiliyorum ve çok daha dikkatliyim. Henüz dondurma dışında bir tatlıyla deneme yapmadım. Yapar mıyım bilmiyorum, daha 10 haftam var. Yaşayıp göreceğim.
Son olarak, vakit geçmiyor, 40 hafta çok uzunmuş, bitmek bilmedi diye şikayet edip dururken bir de şeker çıkması epey canımı sıkmıştı ama son 10 gündür her şey değişti. 10 hafta kaldı ve karnım büyüdükçe sevmeye başladım hamileliği. Şimdi bitecek diye üzülür oldum. Varlığını, hareketlerini hissetmek paha biçilemez. Aradaki bağı hissetmeye başladım gerçek anlamda. Kucağıma alana kadar böyle şeyler hissetmeye başlamayacağımı düşünürdüm ama öyle olmadı. İlk iki trimester varlığını pek hissetmedim, o yüzden bir an önce bitsin isterdim ama son trimester çok güzel, tarifi zor şeyler hissetmeye başladım. Bu halimizi çook özleyeceğim. Keşke hep bu kadar benim olsan...
Yazı biraz uzadı farkındayım ama eğer sabredip sonuna kadar okuduysan ne mutlu bana:) tekrar beklerim. Şimdilik hoşça kal. Fotoğraflarım için instagram profilimi ziyaret edebilirsin: https://www.instagram.com/novoluni/
Bu olaydan sonra zaten ilgisiz ve suratsız olan doktorumdan iyice de soğumuştum ve başka doktor arayışlarına da başlamıştım. Fakat nasıl olduysa kontrolde gayet ilgili, güler yüzlü ve anlayışlı birine dönüştü kadın. Bir şans daha verelim diyerek 1 ay sonraki randevumuzu da aynı doktordan aldık. Kendisini bana tavsiye eden diğer gebe arkadaşlara şeker yüklemesi yapmamış olan kişi ısrarla benden şeker yüklemesi yaptırmamı istedi. Sorun onlardan neden istemedi de benden istedi değil aslında. Sadece sebebini sorduğumda "ben öyle istiyorum" şeklinde bir cevap vermiş olması rahatsız etti beni. Şüphelendiğin bir şey varsa söyle değil mi? Yok, illa ki ukalalık yapacak. Neyse kendisine hiç güvenmediğim doktorun tavsiyesiyle yaptırdım şeker yüklemesini de ve sonucu 140'tan fazla olmaması gereken şeker yüklemesinde benim test sonucum 198 çıkmıştı! Sonucu öğleden sonra telefonda söyledi. Yalnız sonucu söylemeden önce bana neden şeker yüklemesi yapılmasını istediğini sordu. O an küfür edesim geldi kadına, yalan değil. Ne bileyim öyle istediniz işte, bana mantıklı bir sebep söylememiştiniz zaten dedim sonucun çok yüksek olduğunu ve hemen bir dahiliyeye görünmem gerektiğini söyledi. O an yemin ettim bir daha o doktora gitmeyeceğime dair. İnstagramdan takip ettiğim ve benimle aynı semtte, hatta aynı mahallede ikamet eden Pembekurdeleli Nur'a hemen bir mesaj attım ve iyi bir doktor tavsiyesi istedim. Sağ olsun hemen geri dönüş yaptı bana. Yürüyerek bile yarım saat gibi bir sürede gidebileceğim bir mesafedeki bir hastanedeki doktorlardan birini önerdi. Yoğunluğundan ötürü kendisinden randevu almak epey zormuş o ayrı:) Bu arada eski doktorum epey uzak bir hastanedeydi ve trafiksiz bile yarım saatte gitmek mucizeydi. Yakın olması da ayrıca iyi oldu.
Yeni doktorumla ilk randevum inanılmaz iyi geçti. O güne kadar 10 dan fazla kez ultrasona girdim, fakat yeni doktorumla 1 muayenede diğer 10 kontrolün toplamından daha uzun ve kaliteli bir muayene geçirdim. Şeker yüklemesi sonucunu da konuştuk. Sonuçta bir yanlışlık olabileceğini, zira şekerim olduğuna dair bebekte herhangi bir belirti görmediğini söyledi. Ben de ona bayramda ağrı sebebiyle doktora gittiğimde yapılan idrar tahlili sonucunda tahlili yaptıran doktorun idrarda şeker çıktığını söylediğini belirtince dikkat kesildi ve yüksek çıktığı için ikinci bir yükleme yapmayacağını fakat dahiliyeye gidip doktorla görüşmemi ve ölçüm cihazı ile takibimi yapmam gerektiğini söyledi. Aynı gün dahiliyeye göründüm ve ölçüm cihazımı aldım. 1 Hafta sonra kontrole gidip değerlerimi gösterecektim doktora. Yememem gereken şeyler genelde benim beslenme şeklimi oluşturuyordu ve o hafta neredeyse hep aç gezdim. 2 Gün boyunca da ağladım istediğimi yiyemiyorum diye. Düşünün ne pis boğazım :D Hamileyken bile istediğimi yiyemeyecek miyim? Aş erme lüksüm de mi yok? Bu ne biçim hamilelik diye diye ağladım. Mutsuz bir hamilelik geçirmek istemiyordum ama bu gidişle haftalarca istediğim hiçbir şeyi yiyemeyeceğim için ilk hamileliğimin tadını bile çıkaramayacaktım. İlk hafta yediklerime dikkat etmeme rağmen, hatta iki gün üst üste akşam yemeğinde aynı şeyi yediğimde bile bir akşam şeker normal görünmesine rağmen ikinci akşam 150'den fazla çıktığı oluyordu. sinir krizi geçirip ağlamamak elde değil. Yememe izin olan şeylerde bile defalarca yüksek çıktığı oldu. 1 Haftanın sonunda kontrole gittiğimde doktor 1 hafta daha da dikkat ederek ölçümleri yapmamı ve tekrar gelmemi istedi. bunu 2 kez daha tekrarladık. Değerler daha iyiydi fakat yine de arada sebebini anlayamadığım yükselmeler oluyordu dikkat etmeme rağmen. Psikolojimin çökmesine ramak kalmışken internette şekeri nasıl düşürürüm diye google'layıp çare aradım kendime ve google amca sağolsun buldum o çareyi. Yürüyüş! Birkaç makale okudum. Yemeklerden sonra yapılan yarım saatklik yürüyüşler şekerin yükselmemesine yardımcı hatta egzersizler düzenli hale gelirse diyabetten korunmak bile mümkündü yazılanlara göre.. Evlilik yıl dönümümüzde sahilde 1 saat (4.5km) kadar yürüdükten sonra yemeğe gittik ve ben asla yememem gereken bir şey yedim. Beyaz ekmek. hem de koca 3 dilim. Yemek öncesi yürüyüş kesmedi şeker ölçüm saatim gelene kadar inip sahilde biraz daha yürüdük. Sonuç muhteşem. Evde aksam sadece çorba ve salata yediğim zamanlar çıktığı değerlerde çıktı. Bugün özel bir gün deyip bir de dondurma patlattım, şekerim yine yükselmedi. Yalnız o gün toplamda 10 km yürümüş oldum belirteyim. Yarım saatlik yürüyüşün dondurmaya yeteceğini hiç zannetmiyorum.
O günden sonra düzenli yürümeye başladık Ömer'le. Bu arada kendisi aslında gayet fit görünür fakat nahoş bir göbeği vardır itiraf ediyorum, kendisi duymasın:) Ona ayrı yemek pişirmiyorum, ben ne yiyorsam onu yiyor. Beyaz ekmek eve girmeyeli epey oldu dolayısı ile o da yiyemiyor. Benimle yürümesinin ve benim yediklerimi yemesinin sonucunda o nahoş olan göbeği gitti, yemek yediğindeki şişkin hali bile göbeksiz olmaya başladı :) Yaklaşık 12 gündür sabahları ve akşamları olmak üzere günde 2 kez yürüyüşe çıkıyoruz ve yemek yerken çok daha rahatım. 2 Gün önce doktora son 1 haftalık ölçümlerimi götürdüğümde aslında arada kaçamak yaptığımı ama yürüyüş yaptığım için şekerin yükselmediğini söylediğimde çok sevindi ve böyle devam etmemi, yeniden yükselmeler yaşarsam koşa koşa kontrole gelmem gerektiğini söyledi. Yalnız yememem gereken şeyleri yiyip de yemek sonrası yürümediğimde hiç hoş olmayan sonuçlar çıkıyor ölçümlerde. Zaten kendimi de inanılmaz kötü hissediyorum şekerim yükseldiğinde. Artık hissedebiliyorum ve çok daha dikkatliyim. Henüz dondurma dışında bir tatlıyla deneme yapmadım. Yapar mıyım bilmiyorum, daha 10 haftam var. Yaşayıp göreceğim.
Son olarak, vakit geçmiyor, 40 hafta çok uzunmuş, bitmek bilmedi diye şikayet edip dururken bir de şeker çıkması epey canımı sıkmıştı ama son 10 gündür her şey değişti. 10 hafta kaldı ve karnım büyüdükçe sevmeye başladım hamileliği. Şimdi bitecek diye üzülür oldum. Varlığını, hareketlerini hissetmek paha biçilemez. Aradaki bağı hissetmeye başladım gerçek anlamda. Kucağıma alana kadar böyle şeyler hissetmeye başlamayacağımı düşünürdüm ama öyle olmadı. İlk iki trimester varlığını pek hissetmedim, o yüzden bir an önce bitsin isterdim ama son trimester çok güzel, tarifi zor şeyler hissetmeye başladım. Bu halimizi çook özleyeceğim. Keşke hep bu kadar benim olsan...
Yazı biraz uzadı farkındayım ama eğer sabredip sonuna kadar okuduysan ne mutlu bana:) tekrar beklerim. Şimdilik hoşça kal. Fotoğraflarım için instagram profilimi ziyaret edebilirsin: https://www.instagram.com/novoluni/
Etiketler:
Anne,
anne bebek bloggerı,
Anne-Bebek,
annelik,
bebek,
diyabet,
gebe,
gebeil diyabeti,
gebelik,
gebelik şekeri,
gebeyim,
Hamile,
hamilelik,
hamilelik şekeri,
mutlu hamile,
mutlu hamilelik,
şeker hastalığı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
blogumun adını neden değiştirdim?
Anladım ki insana tek bir kimlik yetmiyor. Belki de bu yüzden arttı son zamanlarda profillerdeki kocasının prensesi, paşasının annesi(!) ib...
-
Sevgili yeni doğan anneleri; Sizin de bebeğiniz tüm gün kucağınızda olmak ve saatlerce emmek istiyor, bir de kucağınızda uyuduğu ha...
-
Anladım ki insana tek bir kimlik yetmiyor. Belki de bu yüzden arttı son zamanlarda profillerdeki kocasının prensesi, paşasının annesi(!) ib...




